Translate

10 Nisan 2017 Pazartesi

SEÇİM EKONOMİSİ

Seçim zamanı uygulanan politikalar ülke ekonomisine ağır maliyet getirmektedir… 












Dünyada birçok ülkede seçim ekonomisi uygulamalarına rastlanmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde seçim öncesinde siyasilerin ekonomi politikalarını oy kazandıracak şekilde yönlendirdikleri bilinmektedir.  
İktidardaki politikacıların (siyasilerin) seçim zamanı yapmaya çalıştıkları “ekonomik icraatlar” seçim ekonomisini oluşturur ve ekonomik dalgalanmalara sebep olur. Bu dalgalanmalar; seçim öncesi oy potansiyeli görülen kesimlere kaynak aktarmak ve istihdamı artırmak, seçimden sonra ise enflasyonla mücadele şeklinde ekonomiye yön verme hareketlerinden kaynaklanır. Politikacılar genelde yeniden seçilmek için seçim gününe kadar vergi oranlarını düşürme, kamu harcamalarını ve para arzını artırma gibi genişletici politikalar (siyaset) uygularlar. Seçim ekonomisi nedeniyle dalgalanmalar genelde seçim yılını ve seçimden sonraki 1 yıllık dönemi kapsamaktadır.
Politikacıların seçmeni sevindirecek politika uygulaması, politikanın uzun dönemde ekonomi üzerinde olumsuz etkilerinin göz ardı edilmesi, iyi politika kötü ekonomi demektir. Politikacıların aşırı vaatte bulunmaları veya yanıltıcı söylemeleri, propagandayla göz boyamaları yani politik hileye başvurmalarına sıklıkla rastlanmaktadır. Seçim zamanı uygulanan politikalar ülke ekonomisine ağır maliyet getirmektedir.
Günümüz ekonomi devri olmuş, seçmenler artık seçimlerde birinci sırada politikacıların ekonomik vaatlerini tercih sebebi olarak görmekte, genelde kendi çıkarlarını düşünmekte seçim ekonomisi uygulamasının başkalarına zarar verdiği bilincini yüksek oranla taşımamaktadır. Bilinçli seçmen tercihini yaparken; enflasyon, işsizlik, GSMH, büyüme, ücret artışları, vergi uygulamaları, bütçe açıkları, kamu harcamaları gibi birçok ekonomik veriyi baz almaktadır. Bilgi edinme kaynaklarının bu kadar gelişmesine rağmen çoğu seçmen bilgi edinmede duyarsız davranmakta, araştırma yapmadan kulaktan duyma asılsız haberlere itibar etmekte, yanlış ve yalan bilgilerle yönlendirilerek tercihini kullanmaktadır. Tabi ki yanıltılma payı bireylerin eğitim ve kültür düzeylerinden de kaynaklanmaktadır.
Seçim ekonomisi, genelde seçim öncesinde kararsız, hangi partiye ya da hangi yönde oy vereceğini belirlememiş seçmenleri etkilemeye yönelik olarak uygulanmaktadır. Hiçbir siyasi parti tarafından uygulandığı da kabul edilmemiştir.
Genellikle seçim öncesinde genişletici maliye ve para politikaları seçimi kazanma amacıyla uygulamaya sokulmaktadır. Seçim dönemlerinde talep şokları ekonomide canlanmayı başlatmaktadır. İstihdam yükselmekte, işsizlik azalmakta, ücretlerin de yükselmeye başladığı bu canlanma döneminde iktidardakiler seçmenlerden bu memnuniyetlerini oylarıyla göstermelerini beklemektedirler. Seçim öncesinde oy kazandıracak şekilde uygulanan ekonomi politikaları uzun dönemde ekonomide dalgalanmalara yol açarak olumsuz sonuçlarvermektedir.
Seçim sonrası dönemlerde, ortaya çıkmış olan enflasyonist açığı ortadan kaldırmak için yatırımlar kısılırken öte yandan, seçim nedeniyle ertelenmiş olan zamlar yapılmaya başlanmaktadır. Böylece, ekonomide duraklama ve daralma başlamaktadır. En önemli sonuç, seçim öncesinde artırılan kamu harcamalarının bütçe açıklarına neden olmasıdır. Bunun sonucunda da seçim sonrasında artan bütçe açıklarının finansmanı sorunuyla karşılaşılmaktadır. Bunun için ya vergi oranları artırılmakta ve kamu sektöründe seçim öncesinde yapılamayan fiyat artışları gerçekleştirilmekte ya da bazı kamu harcamalarında kısıntıya gidilmektedir. 
Ülkemizde bugüne kadar iktidardaki tüm siyasi partilerce az veya çok uygulanan seçim ekonomilerinde;
-Yatırım harcamalarını artırmak,
-Hemen hemen her yerde yeni tesislerinin temellerini atmak,
-Memur işçi ve emeklilerin ücret ve maaşlarına zam yapmak,
-Tarımsal destekleme fiyatlarını artırmak, çiftçiye düşük faizli kredi dağıtmak
-Para ve kredi musluklarını sonuna kadar açmak,
-Kamu bankalarından esnafa ödenmemiş eski kredi borçları için kolaylık sağlamak,
-Toplumsal kesimlerin desteğini almak için gecekondu affı çıkarmak,
-Vergi affı gibi düzenlemeler yapmak,
-Sosyal Güvenlik Prim borçlarına af getirmek, Primleri düşürmek,
-KİT ürünlerine yapılan zamları seçim sonrasına erteleyip enflasyonda sûni bir düşüş oluşturmak, şeklindeki uygulamalar öne çıkıyor.
Bu uygulamalar seçim öncesinde toplumda rahatlık oluştursa da acısı seçim sonrasında mutlaka çıkıyor. Çünkü, seçim ekonomisinin yükü bütçeye biniyor. Hükümetlerin seçim sonrasında bütçede dengeyi yeniden kurmak için uyguladıkları politikalar ise halkı ekonomik olarak zora sokuyor. Yani ceremesini yine vatandaş çekiyor.
Seçmen öncelikle geçim durumunu düşünüyor ve kendisine sıkıntı çektiren hükümetleri mutlaka cezalandırıyor. Memnunsa da oyuyla ödüllendiriyor. Bu sebeple tüm ülkelerde iktidarda olanlarda gayri ihtiyari seçim ekonomisinin içinde buluyor kendisini, işte bu sarmaldan kurtulan güçlü iradeye sahip memleketini ve milletini düşünen oy kaygısı olmayan politikacılara ve sisteme ihtiyaç duyuluyor. Bunu başaran ülkeler zenginleşiyor ve vatandaşı refaha erişiyor.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 10654 defa okunmuştur .


27 Mart 2017 Pazartesi

İŞSİZLİK SORUNU

Kısaca, fabrika ya da iş yeri demek üretim demek, iş demek, istihdam demek, ihracat demek ve aynı zamanda büyüme demek…







Teknolojide yaşanan hızlı değişiminle beraber çalışma hayatının eskiye oranla daha sık ve büyük değişimler göstermesi bazı çalışan gruplarının işsiz kalma riskini arttırmıştır. İşsizlik sorunu tüm ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre farklılık göstermekte,gelişmiş ülkelerde de problem olmaya devam etmektedir. Yani işsizlik problemiyle tüm ülkeler az veya çok mücadele etmek zorundalar. Gelişmiş ülkelerde yer alan işsizlik sigortasının işsiz kalmayı cazip hale getirdiği hususu tartışılmaktadır. Ülkelerin sosyo-ekonomik yapılarına göre işsizlik nedenleri de farklılık gösterebilmekte, işsizliğin yaygın ve kronik nitelik taşıdığı ülkelerde işsizlikle birlikte yoksullukta büyümektedir.

İşsizlik; işi olmayan ve cari ücret düzeyinde çalışmak istediği halde iş bulamayan yetişkinlerin bulunmasıdır. İş bulamayanlara ise işsiz denir. İşsiz miktarı ise; cari ücret düzeyinde çalışmak istediği halde iş bulamayan yetişkinlerin o ekonomide ki sayısıdır. İşsizlik oranı ise: işsizlerin toplam iş gücü içindeki payıdır. (İşsizlik Oranı (%) = (İşsizlerin miktarı / toplam işgücü) x 100)

İşsizlik suç oranının artmasının nedenlerinden biridir. İşsizliğin yüksek olduğu ülkelerde yabancı düşmanlığı artmaktadır. İşsizliğin arttığı ortamlar işverenlerin lehine sonuçlar doğurmaktadır. İşsizliğin yüksek olduğu ülkelerde sağlık sorunları da artışlar gözlemlenmektedir.









Ülkemizde işsizlik sorunu: Nüfus artış hızının sürmesi (Ortalama %+1,5), sanayileşme yönünde yapısal değişme ve buna bağlı olarak kitleler halinde kırsaldan büyük kentlere göç olgusu, genç nüfusun toplam nüfusa göre fazla olması (Gençlerde işsizlik %24), işsizlerin çoğunun eğitim düzeyinin düşük olması, diğer taraftan üniversite mezunlarının yarısının işsiz olması (talebe göre planlama yapılmaması), mesleki beceriye sahip eleman bulunamaması, tarım sektöründe ücretsiz aile bireyleri olarak çalışanların ağırlıklı bir paya sahip olması, kayıt dışı çalışanların yüksek oranda bulunması, bazı bölgelerin iklim koşulları ya da coğrafi nedenlerle yatırımlardan daha az pay alması, teknolojinin ilerlemesi sonucunda insandan oluşan iş gücünün yerini makinelerin alması, Suriyeli sığınmacılar ve diğer ülkelerden gelen göçmen veya kaçak işçilerin istihdamının etkileri, turizmdeki gerileme, darbe ve terör olaylarının olumsuz etkileri gibi sorunlarla birebir ilişkilidir. 
İşsizlik bireyin kendisiyle beraber çevresini de etkilemektedir. İşsiz kalanların; hayat standardı düşer, iş yapma alışkanlığını kaybolur, bütün aile fertleri olumsuz etkilenir, yasal olmayan para kazanma yollarına sürüklenir, psikolojik durumları ve sağlığı bozulur, ilişkili olduğu tüm çevre etkilenir. İşsizlik, bireye ve bireyin yakın çevresine verdiği zararlar kadar sonuçta herkes tarafından yüklenilen sosyal maliyetleri de olan bir konudur. Dolayısıyla ülkenin sorunudur.
Ülkemizde her yıl katılan işsiz sayısının (2016-668 bin) ancak 1/3’ü kadar istihdam (2016-221 bin) sağlanmaktadır. Bu durumda üretim artırılmadığı sürece işsizlik sorununa çare aramak imkânsız gibi gözükmektedir. Bu nedenle üretim artırmak için: gerekli tesislerin kurulmasının çeşitli yollarla teşvik edilmesi (Ucuz arsa ve altyapı tesisi gibi), bankaların özel yatırımlara kredi temininin kolaylaştırılması, devletin işverenlere sigorta ve vergi konusunda gerekli desteği vermesi (işçi maliyelerinin düşürülmesi), sendikaların işverenden “ne koparırsak” anlayışından uzaklaşıp gerçekçi politikalar üretmesi, kıdem tazminatı konusunda makul bir yaklaşımın sağlanması, özel sektör yatırımlarının yanı sıra devletin yatırımlarını ülke genelinde dengeli yayması ve artırması, araştırma ve geliştirmeye ağırlık verilmesi ve en önemlisi de “üretim konusunda neleri en iyi yapıyorsak (inşaat + ulaşım-yol yapımı gibi) o konular üzerine yoğunlaşmamız ve dünya pazarında yer edinmemiz” gerekiyor. Kısaca, fabrika ya da işyeri demek üretim demek, iş demek, istihdam demek, ihracat demek ve aynı zamanda büyüme demek. Şunu da belirtmek isterim ki sınai kalkınmaya paralel olarak, teknolojik mal ve hizmet üretmek dahil, enerji üretimi, alternatif turizm hususu ve tarımda da atılım yaparak çağdaş üretim ve hizmetler için gerekeni yapmalıyız. Aklımızda bulunsun; Kore Savaşının bittiği 1953’te Güney Kore dünyanın en yoksul ülkelerinden biriydi. Bugün ise 1,4 trilyon dolarlık milli geliriyle dünyanın 11. ekonomisi durumunda.
Diğer taraftan mesleki eğitime ihtiyaca göre ağırlık verilmeli, yaygınlaştırılmalı, gerekirse kurslarla mesleki eğitimi verip sertifika verilmeli, iş için ehil insan yetiştirmeli ve iş de ehline verilmelidir. Mevcut bölümlerin haricinde diğer meslekler için okullarda bölüm açılması sağlanmalı, (Sıvacı, Boyacı, Fayansçı, Camcı, Sıhhi Tesisatçı, Oto Tamircisi gibi ve diğer tüm meslekler), işyerlerine kalifiye eleman tedariki konusunda destek verilmeli, mesleki eğitim çeşitli yollarla teşvik edilmelidir. (Örneğin, askerliğin EML ve MYO mezunlarına daha kısa olması, asgari ücretin EML-MYO-Mühendisler için ayrı belirlenmesi gibi) Kayıt dışı istihdam kayıt altına alınmalıdır.  İşverenlerde her şeyi devletten beklememeli, gerekeni yapmalıdır.
Kısaca işçisi, işvereni ve devletiyle birlikte topyekûn ileri medeni ülkeler seviyesi için üzerimize düşeni yapmalıyız. Ülkemiz zenginleşirse hepimiz zenginleşiriz. Şu da bir gerçek: Dünyanın hiçbir yerinde sıfır olan işsizlik oranı yok, işsizlik oranı hiçbir zaman da sıfırlanamayacak ancak ekonomik gelişme ve kalkınmaya bağlı olarak azaltılabilecektir.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 10579 defa okunmuştur .


13 Mart 2017 Pazartesi

EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI

Türkiye’ yi, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Güney Asya ülkeleriyle bir araya getiren önemli bir platform...











Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) (Economic Cooperation Organization (ECO)); Türkiye, Pakistan ve İran tarafından 1985'de, Türkiye, İran ve Pakistan arasında kültürel, ekonomik ve ticari işbirliğini geliştirmek amacıyla, 1964 yılında oluşturulan Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Teşkilatı’nın (RCD) devamı olarak kuruldu. Merkezi Tahran’dadır. Teşkilatın 10 üyesi vardır. Bunlar, Türkiye, Pakistan, İran, Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan'dır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Ekonomik İşbirliği Teşkilatı nezdinde 2012 yılında gözlemci üye statüsü kabul edilmiştir.
Teşkilatın ana hedefleri, üye ülkeler arasında ekonomik serbestlik tesis etmek, sürdürülebilir kalkınma planları oluşturmak, bölge içi ticaret hacmini arttırmak ve ticaretteki engelleri kaldırmak, bölgenin dünya ticaretindeki payını yükseltmek, teşkilat ülkelerinin dünya ekonomisiyle bütünleşmesini sağlamak, bölgesel ve uluslararası organizasyonlarla iş birliklerini geliştirmek, üye ülkelerin birbirine ve dünyaya bağlayan ulaşım ve telekomünikasyon ağlarını genişletmek,  doğal kaynaklar, tarım ve sanayi potansiyelini etkin değerlendirmek.
EİT'in üyeleri kültürel ve ekonomik alanda iş birliğini hedeflemektedir. Statü ve güç olarak büyümeye devam eden örgüt üyeleri arasında, 17 Temmuz 2003 tarihinde İslamabad’da ticaret anlaşması imzalandı.














Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasında kurulan Orta Asya İşbirliği Teşkilatı (CACO)'nın da devamı niteliğindedir. Tarihi köklerinde Sadabat Paktı da vardır. Birlik aynı zamanda Türk/Fars ortaklığını, ortak Selçuklu kültürünü yansıtmaktadır. EİT' nin genel merkezi ve kültür bürosu İran'da, ekonomik bürosu Türkiye'de ve bilimsel bürosu ise Pakistan'dadır. Teşkilat GSYİH’ nın dünya GSYİH’ ndaki payı %2,43 civarındadır. İhracatı 412 Milyar ABD Doları, İthalatı ise 433 Milyar ABD Dolarıdır.
EİT Sekretaryası: Bir Genel Sekreter ve örgütün ihtiyaç duyduğu sayıda çalışandan oluşmaktadır. Genel Sekreterlik, kurucu ülkeler arasında dört yılda bir el değiştirmektedir. Genel Sekretere bağlı 6 Proje Müdürü bulunmaktadır.
Zirve: Devlet/Hükümet Başkanları düzeyinde olup, istişare mahiyetinde iki yılda bir toplanır.
Bakanlar Konseyi: Örgütün en üst düzey karar alma organı olan Bakanlar Konseyi Dışişleri Bakanları seviyesinde yılda bir kez toplanmaktadır.
EİT Sekretaryası bütçesinin halen %66'sı üç kurucu üye tarafından eşit şekilde karşılanmaktadır. Buna göre bütçenin %22'sine tekabül eden 643.335 ABD Doları ülkemiz tarafından karşılanmaktadır.
Türkiye, Pakistan ve İran’la birlikte, EİT'in üç kurucu üyesinden birisidir. Genel anlamda ticari ve ekonomik temelli bir örgüt olarak tanımlanabilecek olan EİT, Türkiye’yi, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Güney Asya ülkeleriyle bir araya getiren önemli bir platform niteliği de taşımaktadır. Batıyla da doğuyla da ilişkisi olan ülkemizin konumunu önemli hale getirmektedir.
EİT coğrafyasıyla, Akdeniz ,Hazar Denizi ve Hint Okyanusunu kontrol etmesi ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması büyük bir avantaj teşkil etmektedir. Gelişen doğu piyasasına komşu olması da  (Çin, Hindistan ve Japonya) EİT için ayrı bir avantaj olarak görülmektedir. EİT coğrafyasında gerek doğu-batı uzantısında ve gerekse de kuzey-güney ekseninde transit ticaretin geliştirilmesine ve bölge ülkelerinin iktisadi kalkınmalarına önemli katkı sağlayacaktır.
Kurulduğu günden bu yana EİT, üyeleri arasında öncelikli sektörlerde işbirliğini geliştirecek projeler yapılmaktadır. Bu sektörler arasında gümrük, ulaştırma, haberleşme, ticaret, yatırım, enerji, madencilik, çevre, tarım, sanayi, sağlık, eğitim ve uyuşturucu ticaretinin kontrolü yer almaktadır.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 10700 defa okunmuştur .


27 Şubat 2017 Pazartesi

BORSA NEDİR, NASIL OYNANIR?

Borsa oynamanın mantığı, düşük fiyattan alıp yüksek fiyattan satarak para kazanmaktır…












Borsa, tüccarların ve özellikle sarraflarla değerli kağıt, tahvil, döviz ve her türlü mal alışverişiyle uğraşanların alım satım ve değişim amacıyla devlet denetimi altında iş yaptıkları yere denir. Diğer bir deyişle, ticarete konu olan malların alım–satım işlemlerinin yapıldığı kurumsal piyasaya verilen addır. Her borsanın kendine has kuralları ve standartları vardır. Aynı zamanda borsalar düzenleyici denetleyici kurumların mevzuatına tabidir.
Uluslararası platformda; ABD Borsaları (New York Borsası, NASDAQ Borsası), Asya Borsaları (Tokyo, Hong Kong), Avrupa Borsaları (Londra, Euronext -Hollanda) gibi coğrafi ve ticari merkezlerde bulunan önemli global piyasaların yanı sıra, her ülkenin kendi içinde oluşturduğu kurumsal borsalar bulunmaktadır. Ülkemizde de Borsa İstanbul (BIST) bulunmaktadır.
Borsa oynamanın mantığı, düşük fiyattan alıp yüksek fiyattan satarak para kazanmaktır. Bunun için fiyatların nasıl değiştiğini takip edersiniz ve gördüğünüz hareketler karşısında almaya karar verirsiniz. Bu işlemlerinize bir aracı kurum eşlik etmektedir. Alma ve satma emrini aracı kuruma iletirsiniz, oda borsaya iletir, emriniz yerine getirilir. Borsa mantığına uygun olarak alıp sattığınız yatırım araçları, hisse senetleri, emtialar, vadeli işlem sözleşmeleri, tahviller ve bonolardır.
Borsada oynamadan önce bilgi edinmeniz ve bu konuda eğitim almanızda büyük fayda var. Kitaplar, eğitim videoları, seminerler ve demo hesaplar şeklinde değişik yollarla bir dizi eğitim almanız mümkün.
Kendinizi borsaya girmekte hazır hissettiğinizde bir aracı kuruma ihtiyacınız olacak. Güvenebileceğiniz bu kurumu itinayla seçmelisiniz. Aracı kurumunuzu seçtikten sonra yatırım hesabınızı açtırmalısınız. Vadesiz bir yatırım hesabınız varsa bu hesabı kullanabilirsiniz; yoksa bir bankaya giderek kolayca açtırabilirsiniz. Yatırım hesabınızı bankalardan açabileceğiniz gibi çeşitli aracı kurumlardan da açabilirsiniz. Borsanın istediği bilgi ve belgeleri tamamladıktan sonra borsa hesabınız açılmış olacaktır. Borsa işlemleri, günümüzde elektronik ortamlarda gerçekleşmektedir. İnternet bankacılığında olduğu gibi yatırım hesabınızda online olup, alıp satmak istediğiniz yatırım aracı için emirlerinizi basitçe verebilirsiniz. Siz emrinizi verdikten sonraki işlemler aracı kurum tarafından yapılır. Borsada 1 hisse senedinin fiyatıyla bile yatırım yapabilirsiniz. İstediğiniz miktarda parayla borsaya girebilir ve işlemlere başlayabilirsiniz. Borsada aracı kurumunuza size aracılık ettiği için bir komisyon ödersiniz. Banka yapılan işlem karşılığında bir ücret aldığı gibi aracı kurumda almaktadır. Aracı kurumu seçerken komisyon ve işlem ücretleri hakkında bilgi almanızda fayda var.
Borsada fiyatlar, serbest piyasa koşullarında arz ve talep dengesine göre hareket etmektedir. Arz ve talepte meydana gelen değişiklikler borsada fiyatların iniş veya çıkışına neden olacaktır. Arz ve talebin etkilendiği faktörler vardır. Bu etkenler: ekonomi, siyaset gibi genel durumların yanı sıra bir metanın veya değerli belgenin fiyatını doğrudan etkileyebilecek özel koşullar olabilir. Kişi başı gelirin düşmesi veya yükselmesi, işsizlik oranının artması veya azalması, ülkenin ekonomik büyümesinde sorunlar, faiz oranları ve enflasyon gibi birçok neden kişilerin alım gücünü etkileyeceği için arz ve talebin değişiklik göstermesine neden olmaktadır. Büyüyen ve yatırıma müsait bir ülkede, tüketim de üretim de artış trendinde, borsa yükselir. Ülkenin geliri ile gideri arasında negatif bir denge söz konusuysa, kazandığından çok harcamaktaysa, borçlanması yüksekse, üretim azsa; bunların sonucu şirketlerinin de değerine yansır ve borsa düşer.  
Yatırımcılar için borsanın fonksiyonu alım satım yaparak kazanç elde etmek iken, şirket için de borsa, nakit olarak sermaye kaynağını oluşturmaktadır. Borsaya kote olan şirketlerin hisseleri lotlar halinde satılmaktadır. Yatırım yapmayı istediğiniz şirketlerin hisselerinden piyasa koşullarında oluşan anlık fiyatlardan istediğiniz kadar lot alım veya satım işlemi gerçekleştirebilirsiniz. 
Borsada başarılı olmak için fiyatları iyi bir şekilde takip ederek portföyünüze yön vermelisiniz. Borsada paranızı değerlendirebileceğiniz birçok yatırım aracı vardır. Önemli olan yükseliş potansiyeli gördüğünüz bir hisse veya diğer yatırım araçları için paranızı dengeli kullanmanızdır. Farklı hisse ve yatırım araçlarının da bulunduğu bir portföy oluşturmalısınız.Borsada sürekli değişim gösteren alım ve satım fiyatlarını takip etmeniz oldukça önemlidir. Türkiye ve dünya ekonomi gündemine ilişkin kendinizi sürekli güncel tutmak durumundasınız. Borsada arz ve talep çok önemli olduğu için açıklanan verileri, yaşanan gelişmeleri, siyasi ilişkileri, para politikalarını sıkı bir şekilde takip etmelisiniz. Bunun için ücretli ve ücretsiz borsa takip programları var. Yatırım yaparken ya da hangi şirketlere yatırım yapacağınıza karar verirken çalıştığınız finans kuruluşlarından danışmanlık almanız da mümkün. 
Hisse senedi piyasası ve emtialar da yoğun bir şekilde kullanılan ayı ve boğa eğilimi kavramları fiyatların gelecekte ilerleyecekleri yönü belirtir.  Ayı piyasası(Bear market) fiyatların daha çok düşeceğini, boğa piyasası da (Bull market) tam tersi olarak fiyatların daha da yükseleceği bir piyasa trendini ifade etmektedir.
Borsada işlem yaparken; Bir kere demo hesabıyla tecrübe edinmeden işlem yapmaya girişmeyin, bildiğiniz ya da bilginiz olan yatırım aracına yatırım yapın, fazladan birikiminizle yatırım yapın, borç ve kredi alarak borsaya girmeyin, başkalarının tavsiyesiyle hareket etmeyin, fiyat grafiklerinin tepe ve dip noktalarından alım–satım yapmayın, hedeflediğiniz noktadan alış veya satış için kesin kararlı olun, aceleci ve sabırsız tavırlardan kaçının, çeşitlendirerek portföy oluşturun (% 70 risksiz, %30 riskli yatırım araçları gibi), tek bir hisse senedine tüm paranızı yatırmayın, kesin gözüyle baktığınız pozisyonlara en kötü ihtimalle kaybetmeyi göze aldığınız kadar para yatırın, çoğunluğa göre hareket etmeyin, sürekli araştırın, gözlemleyin, analiz edin ve okuyun.
Gerçek performansını yansıtmadığını düşünen, fiyatlardaki dalgalanmaları azaltmak isteyen, hissenin ucuz kaldığı ve yerli/yabancı yatırımcıya hissenin arkasında durduğu güvenini vermek isteyen şirketler hisselerini geri alarak fiyatlarının istenilen seviyeye yaklaşmasını sağlamak istemektedir. Ülkemizde de yeni Türk Ticaret Kanunu ve SPK mevzuatı ile şirketlere esas veya çıkarılmış sermayesinin onda birine (%10) kadar kendi hisse senetlerini geri satın alma (iktisap etme) imkânı verilmiştir. Borsaya kote olmuş şirketlerin işletme ve finansallarının incelenmesi ya da konunun uzmanlarından bilgi edinilmesi şirket yönetiminin hisse geri alımı politikasının arkasında yatan nedenlerin neler olduğunu anlamanızı sağlayacaktır.
Borsada spekülatörler, maddi gücünü herhangi bir yatırım aracına yönlendirerek borsayı bir anda düşürebilir veya yükseltebilirler. Dolayısıyla borsa tüm denetleme ve yasaklara rağmen maniple edilebilirliği nedeniyle riskli bir piyasadır. Dip not! Çok para kazanıp zengin olma hayali ile borsaya direkt giriş yapanlar spekülatörlerden mutlaka nasibini alır ve yüksek oranda para kaybederler.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 10536 defa okunmuştur .



13 Şubat 2017 Pazartesi

VOLATİLİTE NEDİR?

Yatırımcılar volatilite artışı karşısında daha fazla tasarruf yapmaya yönelmektedir…













Volatilite, piyasalarda bir ürünün belirli bir sürede fiyatında yaşanan oynaklığıdır. Diğer bir deyişle bir yatırım aracının fiyatındaki değişim anlamına gelir. İstatistik biliminde standart sapma ile ölçülmektedir. Standart sapma; genel olarak niceliksel ölçekli sayılar için en çok kullanılan verilerin ortalamaya göre yayılmasını gösteren bir istatiksel ölçüdür.
Volatilite, aşağı ya da yukarı, her iki yöne de değişimleri ölçmektedir.
Volatilitenin özellikle 1970 ile 1980’lerde birçok ülkede kısıtlamalarının azaltılması ya da tamamen kaldırılması (deregülasyonlar) sonucu finansal pazarların gelişmesi ile birlikte giderek artmaya başladığı görülmektedir. Volatilite kısa süreli olabildiği gibi senelerce de sürebilmektedir. Yatırımcılar volatilite artışı karşısında daha fazla tasarruf yapmaya yönelmektedir. Bu durumda mal ve hizmet sektörü olumsuz etkilenmekte, ekonomiyi resesyona sokmaktadır.
Volatilite endeksi (VIX), Chicago Borsası’nda işlem gören, piyasalarda korku endeksi olarak adlandırılan, piyasaların oynaklığını ölçmeye yarayan bir endekstir. Piyasanın, 30 günlük dönemde beklediği oynaklığın ölçüsü olarak ta ifade edilmektedir. Bu endeks ilk olarak 1993 yılında hesaplanmaya başlamıştır. 2000'li yılların başında ise oldukça popüler hale gelmiştir. Belirsizliğin yüksek olduğu, örneğin; savaş, hükümet krizi, mali kriz vb. gibi durumlarda volatilite endeksi yükseliş göstermektedir. VIX değerinin %30’un üzerinde olması yatırımcıların risk algısının arttığını, %20’nin altına düşmesi risk algısının azaldığını, gelecek tahminlerinin iyimserleştiğini göstermektedir. Diğer bir ifadeyle volatilitesi yüksek olan finansal aracın riski yüksek, volatilitesi düşük olan finansal aracın ise risk düzeyi düşüktür.
2016’da İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı ve Euro Bölgesi’nde siyasi belirsizlikler, Deutsche Bank ve İtalya bankalarının yaşadığı sermaye yeterlilik sorunu (batık krediler), küresel ekonomik büyümeye dair tedirginlikler, ABD’deki gelişmeler-yeni Başkan Donald Trump’ın tutumu ve FED’in açıklamaları, Çin ekonomisindeki gelişmeler, petrol piyasasındaki değişimler, Ortadoğu’daki gelişmeler ve savaş, Rusya Ukrayna krizi ve jeopolitik risklerin tırmanması küresel çapta volatiliteyi etkileyen günümüzdeki başlıca hususlardır.
Ülkemize baktığımızda ise; darbe girişiminin etkileri, kredi değerlendirme kuruluşları not indirimleri, terör olayları, Suriye savaşı-mülteciler ve etkileri-AB’nin bu konudaki tutumu, Rusya ile uçak krizi sonrasında ilişkilerin olumlu seyrine rağmen turizm ve ticarette etkilerinin hala devam etmesi (tarafların temkinli davranması), merkez bankasının para politikaları, referandum ve buna bağlı siyasi gelişmeler ve yukarıda bahsettiğimiz küresel gelişmeler volatiliteyi etkileyen unsurlar olarak gözüküyor.
Dünya borsalarında bir günde en şiddetli fiyat düşüşünün yaşandığı “Kara Pazartesi’ni piyasalar hafızasından çıkartamıyor. 19 Ekim 1987 tarihinde Hong Kong borsasında başlayan düşüşü, zaman farklarıyla sırasıyla Avrupa borsaları ve ABD izlemiş ve diğer ülkeleri kısa sürede etkilenmiştir. Dünya ülkelerinin zararlarını kapatması 3 yıl sürmüştür. Kara Pazartesi, bir günde borsaların en çok değer yitirdiği gün olarak tarihe geçmiştir.
Gelişmekte olan ülkelerde finansal açıklık, beraberinde büyük risk demek. Brezilya, Rusya, Arjantin ve zaman zaman Türkiye’de olduğu gibi, piyasalardaki tehlikeyi gören yabancı anında ülkeyi terk edebiliyor. Ekonomide volatilitenin yüksek olması içinde finansal açıklık düzeyi önemli. Volatilite, daha çok gelişmekte olan ülkelerde, finansal açıklık düzeyi yüksek olduğunda gerçekleşiyor. Bazen de tersi, yurtdışından büyük miktarda para geldiğinde yüksek hareketler oluyor.
Küresel piyasalar ve ona bağlı ülkemiz piyasalarında olağanüstü hareketli günler yaşıyoruz. Volatilite (oynaklık) yükseliyor. Böyle zamanlarda aşırı alım ya da satım bölgelerinden pozisyon almak yatırımcılara çok para kazandırabilir ya da kaybettirebilir. Bu gibi durumlarda volatiliteyi tahmin etmek ve buna göre pozisyon almak önemli. Volatilite alıp satmak çok kolay bir iş değildir. Piyasada beklenmesi gereken volatilitenin tahmini derin bir istatistik ve matematik bilgisi gerektirir, ancak piyasada işlem yapmak isteyenlerin uzmanlardan destek almasında fayda vardır ki; konunun uzmanları dahi artık zamanla yarışıldığından piyasa istatistiklerini anlamak ve işlem yapmak için otomatik yazılım programlarından yararlanmaktadır. Diğer taraftan İşlem yapmadan önce piyasada volatiliteye sebep olacak unsurları her şeye rağmen yakından takip etmeli ve bu doğrultuda işlem yapmalıdır.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 10619 defa okunmuştur .


30 Ocak 2017 Pazartesi

KAYITDIŞI EKONOMİ

Kayıtdışı ekonominin varlığı hem makroekonomik göstergeleri hem de para ve maliye politikalarını etkilemektedir.











Literatürde; paralel ekonomi, saklı ekonomi, yasadışı ekonomi, kayıtdışı ekonomi, marjinal ekonomi, beyan edilmemiş ekonomi, gayri resmi ekonomi, ikili ekonomi vb. gibi kavramlarla tanımlanmıştır. Ülkemizde ise “kayıtdışı ekonomi” kavramı öne çıkmaktadır. Kayıtdışı ekonomi kavramı; bilinen istatistiki yöntemlere göre tahmin edilemeyen ve gayri safi milli hasıla (GSMH) hesaplarını elde etmede kullanılamayan gelir yaratıcı ekonomik faaliyetlerin tümüdür. Kısaca ekonomi içerisindeki faaliyetlerin kayda alınmaması durumudur.
Kayıtdışı ekonomi, kara para aklama, vergi kaçırma, uyuşturucu alım ve satımı, silah kaçakçılığı, yolsuzluk, tefecilik gibi yasadışı ekonomik faaliyetler ile  çocuk bakıcılığı yapanlar, hamallar, işportacılar, part-time çalışanlar, inşaat ve tarım işçileri, el arabasıyla meyve ve sebze satıcıları, evlerinde özel ders verenler gibi yasal olup kayıtlara yansımayan tamamen geçim sağlamaya yönelik olan ekonomik faaliyetleri kapsamaktadır. Kayıtdışı ekonominin çok büyük kısmının nakit para ile gerçekleştirildiği varsayılmaktadır. Kontrolün az olduğu ülkelere kara para aklanmak üzere kayıt dışına yönelmekte ve istikrarsızlıklara yol açmaktadır. Kayıtdışı ekonomi, ülkelerin uygulamış oldukları ekonomik sistemlerin, sosyal, hukuki, ahlaki ve kültürel yapılarının farklılıklarından dolayı ortaya çıkabilmektedir. Kayıtdışı ekonomi gelişmiş ülkelerde daha az gelişmekte olan ülkelerde daha fazla orandadır.
Kayıtdışı ekonominin nedenlerine gelince:
-Mali ve ekonomik nedenler (enflasyon, gelir dağılımı, vergi adaleti)
-Hukuki nedenler (yasaların basit ve açık olmaması, sık değişikliğe uğraması, vergi oranlarının yüksekliği, istisna ve muafiyetler, üniter yapıdaki bozulma, defter tutma hadleri)
-İdari nedenler (vergi idaresinin organik yapısı, teknik yapı, personel yapısı ve denetim mekanizması)
-Sosyal nedenler (vergi ahlakı, mükellef psikolojisi ve tarihsel nedenler)
-Siyasal nedenler ve baskı gruplarından kaynaklanan nedenler.
Ekonominin azgelişmişliği, yüksek enflasyon, ekonomi politikaları, istikrarsızlık, krizler, kayıtlı ekonomide istihdam ve gelir imkanlarının kısıtlı ve yüksek maliyetli olması, kayıt dışılığı etkileyen faktörlerdendir. Vergi yükü, kayıt dışı ekonomiyi etkileyen temel nedenlerden en önemlisidir. Az gelişmiş ülkelerde kayıt dışılığın yüksek olmasının en büyük nedeni ise düşük gelirli insanların yaşam standartlarını yükseltebilmek için kayıtdışı ekonomiye zorunlu geçişyapmalarıdır. Gelişmekte olan ülkelerin başlıca sorunları olan işsizlik ve yoksulluk, insanları kayıtdışı faaliyetlere itmektedir.
Kayıtdışı ekonominin varlığı hem makroekonomik göstergeleri hem de para ve maliye politikalarını etkilemektedir. Kayıt dışı ekonominin olumsuz etkileri, ekonomi üzerinde, rekabet üzerinde ve sosyal güvenlik sisteminde olmaktadır. Kayıt dışı ekonominin büyümesi kayıtlı ekonominin küçülmesi anlamına gelmektedir. Kayıtlı ekonominin küçülmesi de devletin vergi gelirlerinin azalması demektir. Yüksek oranda kayıt dışılığın bulunduğu bir ekonomide, işsizlik, milli gelir gibi çok önemli makroekonomik göstergeler yanıltıcı sonuçlar verir. Mikroekonomik açıdan ise kayıtdışı ekonomi firmalar arası haksız rekabet oluşturur, kayıtdışı ekonomide çalışan firmalar için yasal düzenlemeler olmadığı için daha düşük fiyattan piyasaya girebilirler. Kayıtdışı ekonomi sosyal güvenlik kurumları’nın mali yapılarını bozar.
Genelde en çok vurgu yapılan olumlu etki, kayıtdışı ekonominin niteliksiz işgücüne istihdam kapısı oluşturmasıdır. Özellikle düşük gelir gruplarının geçimlerini kayıtdışı istihdam ile sağlamaları, kayıtdışı sektörün aynı zamanda bir sosyal açığı kapama görevi üstlendiğini göz önüne sermektedir. Kayıt dışılığın toplumda sosyal patlamaları engelleyeceği yolunda görüşte ileri sürülmektedir. Kayıt dışı gelirlerin tüketimi artırma etkisiyle kayıtlı ekonomiye girdisi kadar, GSMH seviyesi yükseltir. Kayıtdışı olarak elde edilmiş gelir, daha sonra tüketim gibi ihtiyaçlar için tekrar harcanmakta ve harcanırken faturalı alışveriş yapıldığında, bu gelirin bir kısmı ekonomiye geri dönmektedir. Ancak kayıtdışı gelirin hepsi kayıtlı ekonomiye geri dönmemektedir. Geri dönse bile vergi kaybı halen bulunmaktadır. Kayıtdışı ekonominin genel ekonomi içerisinde ciddi bir paya sahip olması, aslında ekonominin resmi sayılardan daha büyük bir üretim potansiyelinin olduğuna da işarettir. Kayıtdışı ekonominin olumlu yanlarına değinilse de kayıt dışı ekonominin özellikle uzun dönemde birçok olumsuz etkiyi beraberinde getireceği açıktır.
Kayıtdışı ekonomiyi önlemek ve istenilebilir bir seviyeye getirmek için öncelikle mevcut durumu tespit etmek gerekmektedir. Kayıtdışı ekonomiyi tahmin için değişik yöntemler uygulamaktadır. Bütün yöntemler birbirinden farklı sonuçlar vermektedir. Bunun sebebi her yöntemin kayıt dışılığın farklı bir boyutunu ölçmeye çalışmasıdır. Kayıtdışı ekonominin tahmini, belli bir zaman periyodundaki büyüklüğü vermektedir. Kayıt dışı ekonominin ölçülmesiyle ilgili gerek ülkemizde gerekse yurt dışında yapılmış birçok araştırma bulunmaktadır. Esasen bu çalışmalardan hiçbiri kayıt dışılığı tam olarak ölçememektedir. Çünkü kayıt dışı ekonominin sürekli kontrol edilecek bir alanı yoktur. Her an ve her ortamda kayıt dışı faaliyetler gerçekleşebilmektedir.
Kayıtdışı ekonominin varlığı ekonominin geneli üzerinde ciddi etkiler doğurmaktadır. Herhangi bir ülkedeki bütün işlemlerin kayıt altında yapıldığını düşünmek gerçeklerle uyuşmayacağı gibi ayrıca kaçakçılık, kara para gibi olaylarında varlığı göz önüne alındığında kayıtdışı ekonominin hiç olmadığı bir ülke bulunmamaktadır. Kayıtdışı ekonominin büyüklüğü ülkeden ülkeye değişmektedir. Bu farklılıklar ise vergi yükü, düzenleyici sistemin karmaşıklığıve vergi ahlakı gibi değişkenlerin bir yansımasıdır.
Türkiye, GSMH’nin yaklaşık %50'si oranındaki boyutları ile dünyada Rusya ve Polonya'nın ardından kayıt dışının en yaygın olduğu ülke konumundadır. Eğer gelişmiş ülkeler düzeyinde kalkınmışlık seviyesine ulaşılmak isteniyorsa, kayıtdışı ekonomi minimuma indirilmeli, sağlam bir vergisel ve mali yapı tesis edilmelidir.
Gerçekleştirilecek idari reorganizasyon ve vergi ahlakının tesis edilmesiyle kayıt dışı ekonominin boyutları en aza indirilebilir. Elimizde done olması ve gerekli çalışmaları yapabilmemiz için kayıtdışı ekonomiyi ölçmeli ve fakat esas olarak kayıt dışı ekonomiyi azaltmak için önlem almalı, yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Okullarda öğrencilere ve toplumun her kesimine bu konuda eğitim verilmesi, kredi kartıyla ödemelerin yaygınlaştırılması, denetim elemanlarının ve denetimlerin artırılması, fahri müfettişlik sistemi, gizlilik esasıyla ihbara ödül sistemi, mal beyanı, vergi kaçakçılığına paraya dönüştürülmeyecek şekilde hapis cezası verilmesi, işyeri kapatma, meslekten uzaklaştırma, kurumların elektronik altyapılarında e-devlet üzerinden entegrasyon, vergi ödemeye çeşitli teşvikler (erken ödemeye indirim, aksatmadan ödeyene indirim vb.), vergi iadesi, vergi affı uygulamasının tamamen kaldırılması, adil ve uygun vergileme ve en önemlisi de herkesin ödeyebileceği kadar vergi yükü yüklenmesi gibi daha aklımıza gelmeyen bir dizi önlemler alınarak kayıt dışı azaltılabilir.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 10440 defa okunmuştur .


ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERİN PETROLE ETKİSİ

Her şeye rağmen yakın gelecekte petrol yakıtlı araçların pazar payının önemli bir kısmına elektrikli araç sektörü sahip olacak… İlk el...