Translate

2 Kasım 2015 Pazartesi

NEDİR BU ORTA GELİR TUZAĞI?

Orta gelirden “kurtulmak” ve yüksek gelirli ülkelerin seviyelerine yükselmek için, uzun süre istikrarlı büyüme gerekiyor...



Dünya Bankasının 2013 yılı Dünya Kalkınma Rapor' unda ülke ekonomileri şu şekilde sınıflandırılmaktadır:
EkonomilerKişi başına yıllık ortalama gelir
Düşük gelirli ekonomiler1.035 doların altı
Alt gelirli ekonomiler1.036 – 4.085 dolar arası
Orta gelirli ekonomiler1.036 – 12.615dolar arası
Üst orta gelirli ekonomiler4.086 – 12.615 dolar arası
Yüksek gelirli ekonomiler12.616 dolar ve üzeri




Kişi başına düşen milli gelir bakımından orta gelir grubundaki ülkelerin bu seviyeyi aşamayıp, yüksek gelirli ülkeler grubuna geçememesi Orta Gelir Tuzağı (OGT) olarak adlandırılmaktadır. Bir başka deyişle; ekonominin belirli bir kişi başına gelir düzeyine ulaştıktan sonra orada sıkışıp kalmasına Orta Gelir Tuzağı deniyor.
Ülkelerde kişi başı geliri temel alan ve ağırlıklı olarak Satın Alma Gücü Paritesi’ne (SAGP) göre kişi başı geliri dolar cinsinden ölçen bu kavram, bir ülkenin belli bir gelir seviyesinde içine girdiği kısır döngüye işaret etmektedir. Bu duruma göre, gelir tuzağına düşmüş ülkeler, çok uzun süre bu seviyede kalmakta ve bir üst kademe olan yüksek gelirli ülkeler grubuna geçememektedirler. 
Gelir tuzağının göstergesi, ülkedeki sürdürülebilir büyüme oranıdır. Bu doğrultuda, uzun vadede büyüme hızını belli bir oranda götürebilen ekonomiler sağlıklı olup, geleceği  umutla bakabiliyor. Bir ekonominin doğal kaynakları sınırlıysa, nüfusu büyük ve hızlı çoğalıyorsa, sanayide yeni buluşlara açık bir yapısı da yoksa Orta Gelir Tuzağına düşmeside malesef kaçınılmaz oluyor.
Orta Gelir Tuzağı, esas olarak gelişmekte olan ülkeler için geçerli olan bir kavramdır. Orta Gelir Tuzağı’na düşmekten kurtulmak ve yüksek gelir grubu ülkeler sevi­yesine erişmek birçok gelişmekte olan ülke için önemli bir amaç olmakla birlikte ger­çekleşmesi her zaman kolay olmamaktadır. Orta gelirden “kurtulmak” ve yüksek gelirli ülkelerin seviyelerine yükselmek için, uzun süre istikrarlı büyüme gerekiyor.  Orta gelir grubundan üst gelir grubuna geçebilen ülkeler incelendiğinde iki önemli faktör göze çarpmaktadır. Bunlardan ilki, bu ülkelerin toplam faktör verim­liliğine dayalı büyümeyi başarmış olmalarıdır. Orta Gelir Tuzağı’ndan kurtulmak için ikinci önemli faktör ise uzmanlaşmadır. Eğitim sisteminin ve dolayısıyla nitelikli insan gücü potansiyelinin iyileştirilmesi için bilim ve sanayi politikalarıyla bütünleşik bir eğitim sistemi oluşturulması gerekmektedir. Bunun dışında hizmetler sektörünün payının artmasının da Orta Gelir Tuzağı’nın aşılmasında etken olduğu görülmektedir.
Orta Gelir Tuzağı’nda olan ekonomiler, bulundukları gelir seviyesinden çıkamama riskiyle karşı karşıyadırlar. Büyümede istikrarı yakalayamamış ve büyümelerini uzun vadeye yayamamış ekonomilerdir. Düşük gelir grubundan hızla orta gelir grubuna geçmiş ülkelerde, yavaşlamanın en önemli nedenlerinden biri ücretlerdir. Düşük gelirli ekonomiler, ilk etapta bol ve ucuz işgücü çalıştırabilerek, hızlı adımlarla yukarı tırmanabilmekte, orta gelir kategorisine girildiğinde avantajları ortadan kalkmakta ve böylelikle rekabetçi gücünü yitiren bu ekonomilerde düşüş kaydedilmekte, verimliliğin artırılmaması ve teknolojinin geliştirilmemesi neticesinde ülkeler, kendini, Orta Gelir Tuzağının içinde bulmaktadır.
Türkiye 1955-2005 yıllarında düşük orta-gelir grubu ülkeleri arasında, 2005 yılından itibaren ise yüksek-orta gelir grubu ülkeleri arasında yer almaktadır.Türkiye’de kişi başına milli gelirin son 13 yılda 3.000 ABD doları seviyesinden 10.000 ABD dolarının üzerine yükselmesi 2015 yılında ise kurdaki yükselme nedeni ile tekrar 9000 ABD dolarlar seviyesine gerilemesi Türkiye’ nin orta gelir tuzağına düşmekte olduğunu, buradan nasıl kurtulacağı  konusunda tartışmalar yaşanmasına sebep olmuştur.
Orta gelir tuzağına düşmemek için ne yapmak gerekir?
(1) Tasarruf oranını artırmak ve bu yolla yatırımlara iç finansman sağlamak.
(2) İmalat sanayisinin gelişimini hızlandırmak.
(3) Sanayide çeşitlenmeye gitmek.
(4) Emek piyasasında koşulları iyileştirmek.
Diğer taraftan OECD Genel Sekreteri Angel Gurria Türkiye'yi de ilgilendiren önemli açıklamalarda bulundu;  "Biz öyle ülkeleri 'Gelişmekte Olan' şeklinde sınıflandırınca, tabii ister istemez bir beklenti oluşmuş. 'Yarın, hiç olmadı öteki gün gelişmiş ülke olacağız' gibi yanlış bir intibaya kapılmışlar kendi kendilerine..." derken, ortadaki yanlış anlaşılmayı gidermek için "Bu Kadar Gelişebilen Ülkeler" kategorisini açmak zorunda kaldıklarını duyurdu. "Gelişmekte Olan Ülkeler" kategorisinde 30 yılı aşkın süredir kalmasına rağmen halen gelişememiş ülkelerin bundan böyle "Bu Kadar Gelişebilen Ülkeler" olarak adlandırılacağını açıklayan OECD Genel Sekreteri, "Onların da olup olacakları bu kadarmış demek. Kimseyi boş yere beklentiye sokmamak gerektiğini..." vurgulayıp, Ülkelere artık bu kategoridesiniz demesi bir çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Henüz Türkiye bulunduğu grup itibarıyla  bu kategoride değil. Ancak bu konuda bir an evvel radikal önlemler alınıp gerekli adımlar atılmazsa ülkemizinde bu sarmaldan kurtulamayacağı ileri gelen ekonomistler tarafından dile getiriliyor.
Bu yazı habergzt.com.'da yayımlanmış olup 6976 defa okunmuştur .


26 Ekim 2015 Pazartesi

BIG MAC ENDEKSİ NEDİR? ÜLKELERE GÖRE NASIL HESAPLANIR?

Big Mac Endeksi' nin yaptığı, iki ülkedeki burger fiyatlarını kıyaslayarak para birimlerini oranlamak…


Ekonomi yayını yapan TV’lerde ekonomistlerden ya da döviz satış ofislerindeki uzmanlardan gayri ihtiyari duymuşsunuzdur; “Dolar olması gerekenden değerli” ya da tersi “olması gereken seviyede değil “ söylemlerini. Belki de bazılarınız bunu nasıl biliyorlar diye düşünmüşsünüzdür. İşte bu yazımızda bu konuyla ilgili uluslararası geçerliliği olan bir yönteme değiniyoruz.
Big Mac, uluslararası fast food restoranı Mc Donald's'ın ünlü hamburgeri. 45,4 g'lık 2 dana eti köftesi, 3 parça hamburger ekmeği, özel Big Mac sosu, marul, peynir ve turşudan oluşmaktadır. Ve dünyanın her yerinde aynı standarttadır.
Big Mac, Jim Delligatti tarafından 1967 yılında ilk defa üretilmiş ve Delligatti'nin Uniontown, Pensilvanya' da bulunan Mc  Donald's restoranında 45 cente satılmaya başlanmıştır. Big Mac, 1968 yılında Mc Donald's' ın tüm ABD restoranlarında satılmaya başlamış ve dünyada popüler olmuştur.
1986 yılında The Economist dergisi tarafından farklı ülkelerin para birimlerinin birbirine göre oranlarını gözlemlemek için "Big Mac Endeksi" ortaya çıkarılmıştır.
Big Mac Endeksi, The Economist Dergisi'nin Asya editörü Pam Woodall isimli çalışanı tarafından takas teorisini herkes için daha anlaşılabilir kılmak amacıyla ortaya çıkarılmıştır. Oluşturduğu hesaplama sonrası Woodall, ekonomi dünyasına burgernomics terimini sokmuştur. Bütün ülkelerde hamburger ayni olmasına rağmen koşulları gereği her ülkede oluşmuş farklı girdi maliyetlerinin birbirine oranlanmasıyla bulunan endekstir.
Big Mac Endeksi, uluslararası ekonominin en eski temellerinden birine dayanıyor: Satın Alma Gücü Paritesi (SAGP) . Bu teoride 1 doların her ülkede aynı satın alma gücüne sahip olduğu varsayılıyor. Teorinin savunucuları, uzun dönemde her ülkede para birimlerinin alışveriş sepetlerine aynı miktarda mal dolduracak şekilde dengelenmesini bekliyorlar.
Big Mac endeksi, yıllar önce ortaya çıktığında doların satın alma gücündeki değişkenliği göstermeyi hedefliyordu. 1993 yılından itibaren ise dolar karşısındaki diğer para birimlerinin de satın alma gücünün de bir göstergesi olarak değiştirildi.
Alım gücü paritesine göre, döviz kuru üzerinden gerekli ayarlamalar yapıldığında bir malın tüm ülkelerdeki fiyatı aynı olmalıdır. Tersi düşünüldüğünde; iki para birimi arasındaki döviz kuru iki ülke arasındaki fiyatlarla doğru orantılı olmalıdır. 
Bu düşüncenin nasıl işlediğini görmek için uluslararası bir dergi olan The Economist düzenli olarak bir malın birçok ülkedeki fiyatlarıyla ilgili bilgi toplar. Bu ürün de MC Donalds Big Mac Menüdür. Buna göre Big Mac fiyatı bir ülkede ne kadar yüksek ise kur da o kadar yüksektir. Örneğin Japonya'da Big Mac 370 yen , Amerika'da 4,79 dolar ise bu iki ülke arasındaki para birimleri oranının da 370/4,79 = 77,24 olması beklenir.
TL'nin ne durumda olduğuna bakarsak;  Amerikalıların yediği Big Mac fiyatı; 4,79 dolar. Türkiye'deki fiyat ise 10,25 TL. Bu durumda, endeksin işaret ettiği kur 2,14 olarak karşımıza çıkıyor. Oysa kur endeks tarihine göre 2,65 civarlarında. O halde bu ne demek oluyor? TL, dolar karşısında olması gerekenden %19,1 değersiz demek oluyor.
Turkey
July 2015

Price: $3.87 (Lira 10.25)
Raw index: undervalued by 19.1%
Actual exchange rate: 2.65
Implied exchange rate*: 2.14
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 8602 defa okunmuştur .


20 Ekim 2015 Salı

AKILLI TELEFON KULLANICILARI ŞARJ’INIZ NE KADAR GİDİYOR?

Kullanıcılar akıllı olursa akıllı cep telefonunu daha etkin kullanma imkanını buluyorsunuz…


Hepimizin vazgeçilmezi Akıllı Cep Telefonlarımızın ortak sorunu şarj konusu gündemimiz de. Kullanıcılar bir araya gelince şarjının süresini soruyoruz birbirimize. Sık sık şikâyet etsek de şarj ömrünü uzatmanın birçok yolu bulunuyor.
Cep Telefonumuzun  şarjı ve deşarjı şu anki bataryaların yapısı ve kullanımla direk orantılı. Yapısı imalatı ile ilgili. Üretici firmalar sürekli bataryaları ve şarj ünitelerini geliştiriyorlar. Artık batarya ömrü daha uzun, şarjı ise daha hızlı yapabiliyoruz.  Dolu bir bataryanın boşalması ise telefonun özelliği, kullanılan programlar ve kullanıcının kullanış biçimi ile şekilleniyor. Ceplerimizde taşıdığımız akıllı telefonlar artık birçok bilgisayardan daha güçlü. Bu da şarj ömrünü daha da kısaltıyor.
Akıllı telefonlarınızı kullanırken yapacağınız birkaç değişiklikle şarj ömrünü uzatabilmek mümkün. Duvar kâğıdı rengi, ekran parlaklığı, kablosuz bağlantılar, açık olan uygulamalar ve şarj etme alışkanlıklarınız şarj ömrünü direkt olarak etkileyenler unsurlar.
İşte size önerilerimiz;
1.      Şarj etmek için bitmesini beklemeyin, seviyesi % 40lara düştüğünde telefonu şarja takın.
2.      Telefonunuzu sürekli titreşimde tutmayın.
3.      Telefona tuş kilidi ayarlayın.
4.      Kullanılmayan uygulamaları kapatın. Arka planda sürekli çalışan program bırakmayın.
5.      Wi-Fi’ yi kullanmadığınız zamanlarda kapalı tutun. Ya da ekran açıldığında devreye girecek şekilde ayarlayın.
6.      Facebook, Twitter, Whatsapp, Instagram gibi uygulamaların bildirimlerini Şarj’ ınızın azaldığında kapatın.
7.      Telefonunuzun 3G, Bluetooth ve GPS özelliğini kullanacağınız zaman açın.
8.      Eşitleme / Senkronizasyonu kapatın, kendi kontrolünüzde Senkronize edin.
9.      Ekran parlaklığını azaltın ya da otomatiğe alın.
10.  Telefonunuzun tuş kilidini etkinleştirin.
11.  Şarj’ ınız azaldığı zaman acil kullanımız için uçak moduna alın.
12.  Telefonunuzu aşırı sıcak ortamlardan uzak tutun. İdeal sıcaklık 16° ila 22°C.
13.  Uygulamaları sürekli güncel tutun.
Kullanıcılar akıllı olursa Akıllı Cep Telefonunu daha etkin kullanma imkanını buluyorsunuz. Şarj süresini uzatmak için çeşitli programlarda var. Bunları telefonunuza yüklüyorsunuz. Telefonunuzun bataryasının ömrünü takvimlerle bilgi verici özelliğe sahip olan bu programlar, optimizasyon seçenekleriyle boş yere arka plan uygulamalarını engeller ve kapatır. Yalnız bu konuda uzman birinden yardım isteyerek yükleme yapın.
 Hızlı şarj için önerimize gelince; Kendi orijinal şarj ünitesini ve kablosunu kullanın. Şarj yaparken uçak moduna alın, telefonunuzun daha hızlı şarj olduğunu göreceksiniz. Telefonunuzu belirli tarzdaki kılıflar üzerindeyken şarj etmeyin. Telefonunuzu uzun bir süre boyunca kullanmadan saklamak istiyorsanız yarım şarj edilmiş olarak saklayın.
Kolayca yapabileceğimiz  bahsettiğimiz çözümlerle hem istediklerimizi yapabilir hem de şarjın ömrünü uzatabiliriz. Böylelikle telefonumuzu daha etkin kullanabiliriz.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 6737 defa okunmuştur .


Son Yazılar

6 Ekim 2015 Salı

3 BOYUTLU GÜVENLİK SİSTEMİ İLE İNTERNETTEN GÜVENLİ ALIŞVERİŞ İMKÂNI

Bankalar sahtekarlara karşı müşterilerini korumaya çalışıyor. Her Geçen gün yeni yeni sistemler devreye giriyor...


3 Boyutlu Güvenlik Sistemi (3D Secure), internetten güvenli alışveriş yapmanızı sağlayan bir sistemdir. Uluslararası Güvenlik Platformu ödeme sürecindeki işyeri-banka-kart sahibinin sorumluluklarını düzenleyen bir modeldir. Sistemle hem kart sahipleri hem de üye işyerleri sahtekârlıklara karşı güvence altına alınıyor. Sistem Visa için "Verified By Visa", MasterCard için "SecureCode" güvenceleriyle karşınıza çıkıyor.
Diğer taraftan, “ELEKTRONİK TİCARETTE HİZMET SAĞLAYICI VE ARACI HİZMET SAĞLAYICILAR HAKKINDA YÖNETMELİK”  26.8.2015 tarih 29457  RG’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Çıkarılan yönetmeliğin en önemli konusunu güvenlik oluşturuyor. Siteler, güvenli alışveriş için gereken güvenlik sertifikalarına da sahip olacak. Alışveriş sitelerinin güvenliğinin sağlanması için belirlenen güvenlik standartları uygulanacak.
Tüm bu önlemlerin tek amacı, insanların güvenli alışveriş yapmalarını sağlamak dolandırılmalarının önüne geçmek için.
Uluslararası Güvenlik Platformu işleyişinde, kullanıcının ödeme bilgilerinin alınmasından sonra kredi kartı kimlik bilgilerinin kartı basan banka tarafından doğrulanmasını gerektiriyor. Yeni sistem ile kendi belirleyeceğiniz şifre ve kişisel güvenlik cümleniz ile ödeme yapacağınız için kart bilgileriniz koruma altına alınıyor. Sizden başka hiç kimse şifrenizi bilmediği için kartınızla alışverişleriniz daha güvenli oluyor. 3D Secure sisteminde, sanal ödeme işlemi gerçekleşirken, banka tarafından kart sahibine sadece kendisinin bildiği ödeme şifresi sorulmakta ve kart sahibinin kimliği doğrulanmaktadır. Bu sayede yetkisiz kişilerce kredi kartlarının internet ortamında kullanılmasının önüne geçiliyor.
 3 Boyutlu Güvenlik Sistemi ile internet alışverişi sırasında; müşteri, banka ve iş yeri arasındaki bilgi akışı özel şifre ve anahtarlar ile sağlanıyor. Bu sistemi entegre olan iş yerlerinden alışveriş yapan kart hamilleri işlem sırasında bankanın güvenli ortamında 3D Secure şifresini girerek alışveriş yapmaktadır. Alışveriş esnasında cep telefonunuza gelen tek kullanımlık Akıllı SMS ile alışverişinizi güvenle tamamlıyorsunuz.
Bazı bankalarda kartları sisteme otomatik olarak kaydediyor. Bazı bankalarda ise 3 Boyutlu Güvenlik Sistemi'ne kayıt yapıyorsunuz. Kayıt için istenilen bilgileri girdikten sonra yönlendirildiğiniz sayfada kişisel güvenlik mesajınızı oluşturmanız ve cep telefonu bilginizi tanımlamanız gerekiyor. Dilerseniz kişisel güvenlik mesajınızı kendi belirleyeceğiniz bir mesaj ile değiştirebiliyorsunuz. Her işlem için sistem akıllı SMS gönderiyor. Akıllı SMS şifresini sisteme girip, alışverişinizi güvenle tamamlamanızı sağlıyorsunuz.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 6804 defa okunmuştur .

28 Eylül 2015 Pazartesi

BİREYSEL EMEKLİLİĞE İLGİ NE KADAR?

İnsanların kafasındaki BES ile ilgili tek gerçek % 25 devlet katkısı. Buda BES’i yalnız başına cazip kılmaya yetiyor…


Sermaye Piyasasının en önemli ürünlerinden biri şüphesiz Bireysel Emeklilik Sistemi (BES ). Bugünlerde gelişmiş ülkelerde öğrenciler bile birikimlerini BES’de değerlendiriyor.  BES’in devlet katkısını insanlar lehine kullanıyor. Gün geçtikçe ülkemizde de yaygınlaşıyor. Devlet katkı payı ile üzerine düşeni yapıyor, şirketler de güven tesis ederse insanlar sisteme katılır. Bu işte güven esas.
BES öngörülen şekilde ülkemizde gelişiyor. Rakamlar ümit veriyor. İnsanlarımız arasında tasarruf bilinci geliştikçe sistem işliyor. Sistemde şu an 5,71 Milyon katılımcı var. BES’den emekli olanlar ise 21 bini aştı.
Fon tutarı             39,52 Milyar TL,
Devlet Katkısı       4,24 Milyar TL,
BES fonlarının %60’ı Devlet Tahvillerinde,  % 15’ i Hisse senetlerinde, % 25’i Yabancı menkul değerlerde. Bugün için Devlet katkısı % 25. Ülkemizde BES fonları toplamı 44 Milyar TL ye ulaştı.
BES’in en iyi tarafı % 25 devlet katkısı ve kredi kartından kesilme imkânı sayesinde tasarrufa yöneltmek. Devlet tasarrufa yönlendirmek için bugün için %25 katkı veriyor, bu katkı zamanla % 20 belki de daha az olacak, bu fırsatı değerlendirmek gerekir. Sistemden ayrılmak istersen 3. yıldan % 15’den başlayıp 10. yılda % 100’e kadar kademeli olarak Devlet Katkısını da geri alabiliyorsun.
İnsanların çoğunluğu portföyü ne şekilde yapacaklarını bilmiyorlar. Dağıtımı yönetmek biraz uzmanlık işi. Katılımcıların % 90 ‘ı portföy dağılımını değiştirmiyorlar, % 9’u ne yapacağını biliyor ancak uzman desteğine ihtiyacı var, % 1lik kısım ise  ne yapacağını biliyor portföyünü kendi yönetiyor. Maalesef bütün sistem bu % 1lik kesim ‘e göre düzenlenmiş durumda.
Önümüzdeki on yılın meselesi fon yönetiminin nasıl olacağı meselesi oldu. BES katılımcılarının yılda 6 kez portföy değiştirme hakkı var buna rağmen sistemdeki 5,71 milyon kişiden % 90’ı portföy değiştirmiyor. Sistemi de bilmiyor. Sistemin uzmanlarca yönetilmesi gerekiyor sanırım. Portföy ana varlık sistemine dağıtılmalı. Ana para korumalı sistemler BES için uygun değil. Kısa vadeli işlemlerle BES’i yönetemezsiniz. Bireysel Emeklilik Sistemi uzun vadeli bir sistem, günlük hareketlerden etkilenerek portföy değiştirmek akıllıca olmaz. Siyasi belirsizlik, politik risk, dünyadaki gelişmeler, riski artırıyor. Risk dağılımını dengelemek gerekiyor. BES’de yabancı para ve hisse senedine yatırım yapabiliyorsun.  Özellikle Risk Yönetimine dikkat etmek gerekiyor.  Sistemde altın fonuna da yatırım imkânı bulunuyor.
BES’teki  getiri aslında, kişinin yaptığı fon seçimi ile yönetiliyor. BES’te kriz yönetimi de çok önemli. Mevzuat gereği fonlar kısıtlanmış durumda.  Paranın tamamı fonda ise, bu yıl için canın yandı. Eğer yabancı parada ise kazandın.  Portföyünü dengede tutmak her zaman için katılımcı yararına olacaktır. Hiç bir şey bilmiyorsanız kendi portföyünü yönetenler eşit şekilde % 33 olarak, Devlet Tahvili, Hisse Senedi ve Yabancı Para cinsinden dağıtabilir. Bu şekilde en basit olarak yatırımını dengede tutabilir. Portföyünün bir miktarını mutlaka yabancı para cinsinden değerlendirmenizde yarar var. Portföyü çeşitlendirmek her zaman için katılımcının lehine.  Tek yatırım aracı oldukça riskli. Fona yatırımların uzun vadeli düşünülerek yapıldığını aklınızdan çıkartmayın.
Mevzuat gereği BES şirketleri yatırımcıya öneride bulunamıyorlar.  Genelde fonların %60’ı iyi yönetiliyor. Şu anki sistemde insanlar fon dağılımını kendisi yapıyor. Bu şekilde fon yönetiminde bir kafa karışıklığı da söz konusu.  Önümüzdeki yıllarda sistem muhakkak iyileştirilmeli, basit, anlaşılır, yönetilebilir konuma getirilmelidir. Başka bir deyişle insanların kolay yönetebileceği bir sistem haline getirilmesi gerekiyor.
Yönetim giderleri % 1,24 ile  % 1,76 arasında değişmektedir. Belki sistem sadeleşir, bir iyileştirme yapılırsa o zaman Yönetim giderlerinde de bir azalma olabilir. Katılımcı arttıkça muhakkak buna paralel yönetim giderleri de azalacaktır.
İdeal BES için;
1-Genç yaşta sisteme girilmesi,
2-Sistemim katılımcı tarafından yönetilecek şekilde basit olması,
3- Portföy sistemi etkin olması, gerekiyor.
“Yıllık Gelir Sigortaları Yönetmeliği” 1 Nisan 2015 tarih  29313 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı ve Emeklilik Sisteminde yeni dönem 1 Ekim’ de. Yaşam boyu emekli maaşı alınabilecek. BES’teki birikimlerini insanlar aktarabilecekler. İnsanlar 1 Ekimden geçerli yaşam boyu emeklilik satın alabilir ve 56 yaşını doldurmuşsa kendisine hemen aylık bağlanabilir. Üstelikte varislerine haklarını miras olarak bırakabilecek.
BES özel emeklilik sistemini besleyecek. Devletin Sosyal Güvenlik Sistemini destekleyici bir sistem. Bugün için 2 çalışan 1 emekliyi besliyor. Zamanla bu oran azalıyor. O sebeple ilerde bağlanacak aylık düşüyor. Artık ikinci bir emeklilik sistemi ile geleceğini garantiye almak gerekiyor.
BES Yatırım Aracı mı? Yoksa Tasarruf Aracı mı? Şimdiye kadar bir yatırım aracıydı. Artık bir tasarruf aracı haline de geldi. Bu şekilde de düşünülebilir.
Bugün için 19 emeklilik şirketi var. İnsanların kafasındaki BES ile ilgili tek gerçek % 25 devlet katkısı. Buda BES’i yalnız başına cazip kılmaya yetiyor.
 Bu yazı habergzt.com.'da yayımlanmış olup 6678 defa okunmuştur .

21 Eylül 2015 Pazartesi

BUZDOLABINI NE ZAMAN DEĞİŞTİRMEK GEREKİYOR?

Buzdolabınız artık yeterli soğutma yapmıyorsa görevini yerine getirmiyor demektir…


Her evin önemli gereçlerinden olan Buzdolabının da ekonomik ömrü vardır. Bu ömür üretimde kullanılan malzeme ve teknolojiyle orantılı oluyor. Buzdolaplarının ekonomik ömrü 10-14 yıl arasında. Buzdolabınızın ekonomik ömrünü uzatmak elinizde, buzdolabınızın arka kısmında veya alt kısmında kompresörünün - ızgaraların bulunduğu kısım toz ve havada uçuşan nesneleri üzerine çektiğinden ısınmaya neden oluyor ve bunu önlemek için en az yılda bir kez elektrik süpürgesiyle temizlemek gerekiyor. Buzdolabı kapak fitillerinin yıpranıp yıpranmadığını kontrol edilmesi, eskimiş işlevini yitirmiş ise değiştirilmesi gerekiyor, aksi halde buzdolabı kapaktan hava aldığından soğumak için motor daha çok çalışıyor, beklide sürekli çalışıyor ve daha fazla elektrik harcıyor.
Ne zaman yenisini almalı? Eğer (deep freze) derin dondurucu kısmı ve buzdolabı yeterli soğutmayı yapmıyorsa buzdolabı artık görevini yerine getiremiyor demektir. Buzdolabının soğutma sistemi hariç tüm parçaları değiştirilebilir. Buzdolabınız 10 yılı geçmiş ise ( muhtemelen en az C sınıfıdır) elektrik faturanızın büyük bölümü buzdolabınıza aittir. Unutmayın; tüm ev eşyalarınız arasında en çok elektriği buzdolabınız tüketir; çünkü sürekli çalışmaktadır.  Artık daha az tüketimli bir buzdolabı seçip almalısınız.
Günümüzde her marka en düşükten başlayıp en yüksek kaliteye kadar ürünleri tüketicilerin beğenisine sunuyor. Evimizde kullandığımız bu eşyaların malzemelerinin kalitesinin yanı sıra, daha çok yıllık tükettiği enerji ile sınıflandırılıyor.
Enerjiyi verimli kullanmak giderek daha çok önem kazanıyor. Enerji israfının ekonomik kayıplara neden olduğu biliniyor. Sahip olduğumuz enerjiyi verimli şekilde kullanmak, aynı enerjiyle daha çok iş yapmak, günümüzde önem verilen konular arasında yer alıyor. Avrupa başta olmak üzere dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde A+ ve A++ ürünler devlet tarafından özendiriliyor. Artık beyaz eşyaların çoğunda enerji verimliliği etiketi var. Bu etikette ürünün enerjiyi verimliliği A,B,C,D,E,G harfleriyle sembolize ediliyor. A sınıfı ürünler yüksek verimlilik oranına sahipken, G sınıfına doğru verim düşüyor. Dolayısıyla aynı iş çok daha fazla enerjiyle yapılmış oluyor.
Örneğin A sınıfı yerine C sınıfı bir buzdolabı kullandığımızda % 45 daha fazla enerji tüketmiş oluyoruz.
Çok kaliteli yapılan bir buzdolabı, en düşük kalitede üretilen arasında yarı yarıya ömür fark ediyor. Düşük kalitede üretilen 7 yılda arıza verir yüksek kalitede üretilen 14 yılda arıza vermiyor ancak teknolojik gelişmeden dolayı değişim gerektiriyor. Neden mi? 14 yıl önce üretilen buzdolaplarının (G-F-E-D sınıfı) yıllık elektrik tüketimleri yaklaşık 800- 1100 kWh iken bu gün 180 kWh’e kadar düşürülmüş olduğundan ve artan elektrik fiyatlarını göz önüne alınca neredeyse yeni nesil buzdolapları 1/5 oranında az elektrik harcadığından ve çok sessiz çalıştığından.

Buzdolabı alırken; İç ve dondurma kapasitesine satın almadan önce dikkat etmeniz gerekir. Eğer elektrik kesintisi gibi sorunlar ortaya çıkarsa, saklama süresini de öğrenmeniz sizin açınızdan faydalı olacaktır. Dış kapağın açılış şekli, rafların kullanışlı olması ve A+ sınıfı olması da dikkat etmeniz gereken başka konular arasında bulunuyor.

Bu yazı  habergzt.com.'da yayımlanmış olup 7098 defa okunmuştur .

14 Eylül 2015 Pazartesi

4K VE 4G TEKNOLOJİLERİ KARIŞTIRILIYOR MU?

Şu anki ağ altyapısı, UHD (4K) televizyonları besleyecek veriyi iletmekte zorlanıyor. İşte burada devreye (4G) teknolojisi giriyor ve problemi çözüyor…





4K; Yüksek çözünürlük standardı, 4G; Ultra yüksek bant genişliği sağlayan mobil iletişim teknolojisi.
Aynı anda 4 rakamıyla gündeme gelmeleri insanların kafasında birden bire sorunca veya yüksek görüntü kalitesi-çözünürlüğü dendiğinde 4K mı? 4G miydi? Diye… Birçok insan ister istemez düşünmüyor değil. Hatta 4K ile 4G’yi karıştırmıyor da değiller. Uzmanlar hariç konu hakkında daha önce bilgi sahibi olanlar bile biraz düşündükten sonra, 4K’nın Yüksek Çözünürlük standardı, 4G’nin ultra yüksek bant genişliği sağlayan mobil iletişim teknolojisi olduğunu ayırt edebiliyorlar. Ancak konuya vakıf olmayanlar için bu kolay değil. Tereddüt etmeleri de gayet normal.
Aslında her iki teknoloji de birbirleriyle ilintili. Yüksek çözünürlüklü (4K) bir TV yayınını ya da filmi veya videoyu internet üzerinden ancak geniş bant ağına sahip (4G) teknolojisiyle kesintisiz inanılmaz hızda insanların hizmetine sunabiliyorsunuz.
Görünürde biri (4K) görüntü teknolojisi (TV-Video-Fotoğraf vs) diğeri iletişim teknolojisi (4G) internetle (Telefon-IPTV vs) ilgili olsa da artık İnternet üzerinden TV yayınları yaygınlaştı. TV’ler Smart TV özelliğini taşıyor. Birçok işleminizi TV’nizin interneti üzerinden yapabiliyorsunuz. Yüksek kalitede 4K görüntü ve sesi ya da data transferini hızlı ve sorunsuz bir şekilde iletmek artık 4G teknolojisiyle mümkün.


İsterseniz kısaca 4K nedir ve 4G nedir? Bunlara bakalım:
4K Nedir? Ultra yüksek çözünürlük (UHD), yüksek çözünürlüğün üzerindeki standarttır. 640x480 (480p) ile başlayıp 1280x720 (720p) ve 1920x1080 (1080p) ile yükselip 3840x2160 (4K) ile geldiğimiz çözünürlük dağının tepesi daha da ötesi 8K ile zirvesi.
“Ultra HD” buysa, 4K ne oluyor? Başka bir format mı? Şu an için, 4K ve Ultra HD terimleri, birbirinin yerine kullanılabiliyor. 4K, minimum Ultra HD pikseli olan 2160p çözünürlüğü ifade ediyor.
8K Nedir? 4320p çözünürlüğü ifade ediyor. Henüz kullanılmıyor. 
“p”nin açılımı, progressive scan. Türkçesi ise, “tek seferde tarama” olarak açıklanabilir. p harfi bir ekrandaki yatay piksel çizgi sayısını ifade eder. Yani 2160p bir ekran, 1080p’nin iki katı yatay çizgiye sahiptir. Dikey çizgiler de aynı şekilde ikiye katlanır ve toplamda 4 kat daha fazla piksel elde edilir.
Ultra HD standardı, sadece çok fazla piksel anlamına gelmiyor. Görüntü açısından da, daha fazla renk alanı sağlıyor. 
Şu anki ağ altyapısı, UHD televizyonları besleyecek veriyi iletmekte zorlanıyor. İşte burada devreye 4G teknolojisi giriyor ve problemi çözüyor.4,5 G ihalesi 26 Ağustosta yapıldı. Pek yakında, 2016 Nisanında bu teknoloji ile tanışacağız.
4G Nedir? 4G, daha yüksek mobil internet hızı, daha fazla data kapasitesi  ve düşük gecikme süresi sunan dördüncü nesil telekomünikasyon hizmetidir. 4.Nesil kablosuz teknolojisi ultra yüksek bant genişliği sağlayan mobil iletişim alanının bir aşamasıdır. Sabit veri iletim hızı olan 100Mbps’a ulaşmak, uçtan uca hizmet sunmak ve her yerde kesintisiz haberleşmeyi sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. 4G’nin nihai hedefi mobil ağlar arasındaki çoğulluk ve  bolluğu,  bir  video,  veri  ve  sesi desteklenen,  IP’ye  dayalı  uluslar  arası  merkezi  ağ  ile değiştirmektir.
4G, hizmet kalitesi (HK) ve kablosuz geniş bant erişimi, Çok ortamlı mesajlaşma hizmeti, video sohbet, taşınabilir TV, yüksek çözünürlüklü TV kapsamı, DVB, gibi gelecek olan uygulamaların hız gerekliliklerini oturtmak, ses ve veriler gibi minimal hizmet ve "herhangi bir zamanda-herhangi bir yerde" gerçekleşen diğer hizmetler için geliştirilmiştir.



Bu yazı  habergzt.com.'da yayımlanmış olup 6788 defa okunmuştur .

ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERİN PETROLE ETKİSİ

Her şeye rağmen yakın gelecekte petrol yakıtlı araçların pazar payının önemli bir kısmına elektrikli araç sektörü sahip olacak… İlk el...