Translate

23 Mayıs 2016 Pazartesi

İNTERNET BAĞLANTI TEKNOLOJİLERİ

Fiber İnternet, genişband internet erişim imkanı veren, altyapısı fiber optik kabloya dayanan dünyanın en hızlı internet teknolojisidir…






Her evde internet artık ekmek su gibi ihtiyaç haline geldi. Evlerinde internet olması için yeni nesil gençler ebeveynlerini zorluyor. Çocukların internet cafelere gitmesini istemeyen ya da kontrolü altında internet kullanmasını isteyen aile büyükleri evine internet bağlatıyor. Bağlatıyor da nasıl? Evi ya da apartmanın bulunduğu yerde nasıl bir altyapı var, bu şebekeden veya şebekelerden en uygun nasıl yararlanılır ve en ucuz kaliteli interneti nasıl bağlatır ya da taahhüdü sona erdiyse yeniletmesi gerekir? İşte internet bağlantı teknolojileri konusunda bilmeniz gerekenleri sizler için derledik.
Teknoloji geliştikçe sahip olduğumuz imkanlarda gün geçtikçe artıyor. Bundan çok değil 15 sene önce 56 Kbps gibi çok düşük internet hızlarıyla hem de çok pahalı olmak üzere faks modemler üzerinden internet hizmeti alabiliyorduk. DSL teknolojisiyle ADSL geldi ilk etapta 125 Kbps bağlantı hızını içeriyordu. Aradan geçen 10-15 yılda çok şeyler değişti. Önce Mbps hızlarla tanıştık ve fiber teknolojinin ve 4,5G’nin gelmesiyle internette hız sınırı Mbps’lerden (1 Mbps = 128 KB-kilobyte)  Gbps ye (1Gbsp=1000 Mbps) erişti. 
1 Mbps internet hızı ile saniyede 1 Megabit dosya indirebiliriz. 8 bit, 1 byte’a karşılık geldiği için 1 Megabit, 1/8 Megabyte’a karşılık gelecektir. Yani 1 Mbps internet hızı ile 1/8 MB/s (Saniyede 1/8 Megabyte)  dosya indirebiliriz. Bu ifadeyi KB cinsinden ifade edebilmek için 1024 ile çarpmamız gerekir. Sonuç olarak 1 Mbps internet ile saniyede 128 KB dosya indirebiliriz.
Şimdi gelin isterseniz DSL ve Fiber internet bağlantı teknolojilerini inceleyelim;
DSL-Digital Subscriber Line (Sayısal Abone Hattı); sıradan bakır kablolar üzerinden evlere ve ofislere yüksek bant genişliği sağlayan bir teknolojisidir. xDSL şeklinde de adlandırılıp, baştaki x harfi değiştirilerek türleri adlandırılır: ADSL,ADSL2,ADSL2+,SDSL,,IDSL,HDSL, VDSL,VDSL2 
ADSL-Asymetric Digital Subscriber Line (Bakışımsız Sayısal Abone Hattı), kullanıcıların yüksek hızlarda bakışımsız veri haberleşmesi olmakla birlikte, eş zamanlı olarak telefon görüşme imkanı sağlayan bir teknolojidir. Mevcut telefonlar için kullanılan bakır teller üzerinden yüksek hızlı veri, ses ve görüntü iletişimini aynı anda sağlayabilen bir bağlantı teknolojisidir. ADSL genellikle merkez ofisten 4 kilometreden uzakta olmayan mesafelere dağıtılabilir. Kullanıcının veri alım hızı, gönderim hızından yüksek olur. ADSL ‘de en yüksek hız 8 Mbps hız olmasına rağmen ADSL2 ‘de Hız 3 katına çıkabiliyor.
ISDN Tümleşik Hizmetler Sayısal Ağ anlamına gelen ve İngilizce “Integrated Services Digital Network” kelimelerinin baş harflerinden oluşan ISDN, ses, metin görüntü veya verinin bir terminalden diğerine standart ve uyumlu sayısal bir işarete dönüştürülerek iletilmesini sağlayan sayısal bir şebekedir.
G.SHDSL-Global Symmetric High Bit Rate Digital Subscriber Line – Simetrik Yüksek Hızlı Sayısal Abone Hattı ) bir ITU-T (G.991.2) standardında olup, DSL (Sayısal Abone Hattı) tabanlı simetrik iletim sağlayan teknolojidir. Download (alma) ve upload(gönderme) hızları birbirine eşit bir DSL türüdür. 128 Kbps ‘den 2 Mbps’ye kadar erişim imkânı sağlar. 
VDSL-Very High-bit-rate Digital Subscriber Line ADSL’e çok benzeyen bu DSL teknolojisi, Telefon ve ISDN  servislerinin yanında geliş yönünde 55,2 Mbps, gidiş yönünde 19,2 kbps-2,3 Mbps arası hızlarda çoğul ortam trafiği geçirebilmektedir. VDSL, ADSL'de olduğu gibi frekans bölmeli çoğullama uygulamakta, transmisyon hızları aynı ise simetrik olarak da çalışabilmektedir. VDSL'in ADSL den en belirgin farkı iletim mesafesinin azlığındadır. 13 Mbps hız için 1,5 km, 55,2 Mbps için 300 m’lik mesafelerden daha öteye erişememektedir. Santralden gelen fiber hattının sonlandığı bir optik ağ ünitesi (ONU) ile ev ya da iş yerine bağlı olan tek bir bakır hat arasında uygulanan VDSL, binanın yakınlarına kadar gelen fiber hattını, evlere eski ya da yeni döşenen bakır hatlar üzerinden bağlamaktadır. VDSL2, bakır kabloları kullanarak yüksek hızlarda iletişim sağlayan bir teknolojidir. VDSL2’nin ulaşabileceği maksimum hız 250 Mbps ‘dır. Santrale yakın mesafede bulunan aboneler VDSL2’den yararlanabiliyor.
FİBER (FTTX hizmeti) internet, fiber optik kablolar (cam elyafı ortam olarak kullanılmaktadır) kullanılarak gerçekleştirilen erişim teknolojisidir. Malzeme olarak plastik veya cam kullanılır. Bakır ya da diğer madenlere kıyasla kayıpları yok denecek kadar azdır ve hızlıdır.  Fiber optik ya da Optik fiber, kendi boyunca içinden ışığın  yönlendirebildiği plastik veya  cam fiberlerden oluşmuştur. Veri aktarımı ve alımı olarak ışık kullanılır.  Fiber teknolojisi ADSL’e göre çok daha hızlı internet hizmeti sunulmasına imkân vermektedir. Fiber şuanda en hızlı ve en güvenli erişim teknolojisidir. Fiber megabit hızını arttıran ve bakır kabloların yerini alan hızlı internet teknolojisidir. Santralden binaya kadar olan kısım fiber kablo ile donatılmışsa (hat fiberi destekliyorsa) bu hizmetten yararlanabilirsiniz.
Işık hızı saniyede 299.792.458 metre veya 186.282 mil olarak hesaplanıyor. İngiltere’de yapılan çalışmalarda saniyede 73,7 terabit (hâlihazırda var olan en hızlı internetten 1000 kat daha hızlı) dosya transferine ulaşılmış. Bu da ışığın %99,7′si hızında fiber internet bağlantısına ulaşıldığını gösteriyor. İnsan gözünün açıp kapanma yani kırpma süresinin 100 ile 400 milisaniye olduğuna göre bu hızla gözünüzü tek kırpışınızda yüzlerce film veya dilediğiniz herhangi bir dosyayı indirebileceksiniz. Ancak ulaşılan bu hızlı internetin şehir şebekelerine entegre edilmesi şimdilik pek mümkün gözükmüyor. Ülkemizde 1 Nisan 2016 itibariyle 375 Mbps’e varan hızlarda 4.5G mobil internet hizmetinin sunulmasıyla gerçekleştirilen testlerde 1200 Mbps hıza ulaşıldı.
SONUÇ; DSL teknolojisinden ve fiber teknolojisinden bahsettik. Farkı artık biliyorsunuz. Fiber İnternet, geniş bant internet erişim imkanı veren, altyapısı fiber optik kabloya dayanan dünyanın en hızlı internet teknolojisidir. Fiber teknolojinin ışık hızından yararlanayım diyorsanız ve altyapınız müsait ise düşünmenize gerek yok. Ancak fiber optik altyapısı sadece belli şehirlerin merkezlerinde var. Bu konuda hizmet veren kuruluşlar altyapılarını fiber teknolojiyle yenileyip geliştiriyorlar.


Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 7014 defa okunmuştur .



16 Mayıs 2016 Pazartesi

HEPİMİZİ İLGİLENDİREN VERGİ KONUSUNDA BİLMEMİZ GEREKENLER

Vergiler, kamu gücüne dayanılarak kişilerden karşılıksız olarak alınan iktisadi değerlerdir…









Hepimizi ilgilendiren vergi konusunda bilmemiz gerekenler var sanıyoruz ve işte size bu sebeple vergi ile ilgili azda olsa bilmemiz gerekenleri sıralıyoruz;
Vergiler, devlet veya vergilendirme yetkisi verilen kamu kuruluşları tarafından kamu gücüne dayanılarak, kişilerden karşılıksız olarak alınan iktisadi değerlerdir. Devlet işlevlerini yerine getirmesi için mali araçlara ihtiyaç duyar ve bu sebeple kamu hizmetlerini görebilmek üzere zorunlu olan vergileri koyar ve toplar. Ülkemiz için devlet gelirlerin % 95’i vergi gelirlerinden oluşmaktadır. Kamu gelirleri kanunlarının bütünü ülkenin vergi sistemini teşkil etmektedir. Vergiler kamu harcamalarının en önemli finansman kaynağı olarak önemini ve ağırlığını her geçen gün artırırken, bir yandan da ekonomik ve sosyal politikaların önemli bir uygulama aracı haline gelmiş bulunmaktadır.
Vergilendirmede esas itibariyle iki ana yöntem vardır. Birincisi gelirlerin elde edilmesi sırasında vergilendirme, ikincisi gelirlerin harcanması sırasında vergilendirme. Gelir ve servet, kişilerin vergi ödeme güçlerinin göstergesi olduğu için vergilendirilmektedir. Çeşitli indirimler muafiyet ve istisnalar sebebiyle gelir ve servet vergilerinin büyük kısmı vergi dışı kalmakta ve beyana dayanan bu vergilerde, yükümlülerin doğru ve gerçeklere uygun beyanda bulunmamalarından dolayı, vergiden kaçınma ve vergi kaçırma imkânları arttığı için gider vergileri, gelir ve servet vergilerinin bu eksikliklerini gidermek amacıyla alınmaktadır. Gider vergileri, üretilen, satılan ya da tüketilen mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerdir. Gider vergileri, gelirin sadece tüketime ayrılan kısmını vergilendirirler. Dolaysız vergilere nazaran yönetimlerinin daha kolay olması, hâsılat sağlamları ve çok sayıda mal ve hizmetler üzerinden alınmaları nedeniyle, harcama vergilerinden vazgeçilememektedir.
Dolaysız vergiler, önce beyan edilip sonra ödenen servet ve gelirler üzerinden, yönetimin belirlediği oranlarda alınan vergilerdir (Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Emlak Vergisi vb.) Dolaylı vergiler ise, yasama organı tarafından fiyatlara eklenmesi istenerek, tüketicilerden alınan vergilerdir. (KDV, ÖTV, Damga Vergisi, Harçlar vb.) Dolaylı vergiler herkesten eşit oranda alınır.
Vergi sisteminin sağlıklı olup olmadığının ölçütü olarak genellikle dolaylı ve dolaysız vergilerin vergi gelirleri toplamı içindeki payı kullanılmaktadır. Dolaylı vergilerin payının artması vergi sisteminin sağlıklı olmadığının bir işareti olarak değerlendirilmekte ve hatta vergi kaçakçılığının mevcut olduğu kanaatine yol açmaktadır. Ülkemizde vergi sistemi ağırlıklı olarak dolaylı vergi görünümü sergilemektedir. Ülkemizde dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı son yıllarda OECD ortalamasının yaklaşık 15 puan üzerinde seyretmektedir.









Vergi Gelirleri Toplamı = Dolaylı Vergiler + Dolaysız Vergiler + Sosyal Güvenlik Prim Ödemeleri, şeklinde hesaplanıyor.


Etkin bir vergi sistemi kamu finansmanının temel yapıtaşı olup, demokrasinin, devlet otoritesinin, makroekonomik istikrarın ve toplumsal bütünleşmenin temelini oluşturur. Dolaylı-dolaysız vergi dağılımı özellikle vergi adaletinin sağlanması açısından önemli bir gösterge niteliğindedir. Dolaysız vergiler mükelleflerin ödeme gücü ile ilişkili Vergiler olarak kabul edilmekte ve vergi adaletini sağlamada önemli bir araç olarak değerlendirilmektedir. Dolaylı vergilerin ise mükelleflerin ödeme gücünü ihmal ettiği ve bu nedenle de vergi adaletini zedelediği kabul edilmektedir. 
Vergi politikalarının ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasını sağlayacak şekilde belirlenmesi ve uygulanması hayati önem taşımaktadır. Bu amaçla, vergi sisteminin modern vergileme ilkelerine uygun olarak şekillendirilmesi; vergi politikasının ise kamu harcamalarına kaynak oluşturmanın yanında ekonomik kalkınmayı desteklemeye yönelik olarak üretimi, büyümeyi, istihdamı artırmak ve gelir dağılımı adaletsizliğini azaltmak gibi fonksiyonları da yerine getirecek şekilde oluşturulması gerekmektedir. Bu bağlamda; 
-Vergi İdaresi gelişen teknolojiyi daha yaygın ve etkin kullanmalıdır.
-Vergi sistemi içerisinde dolaylı dolaysız vergi gelirlerinin dağılımı düzeltilmeli ve kayıt dışı ekonominin boyutu azaltılmalıdır.
-Vergi sistemimiz basitleştirilerek gerek vergi idaresi gerekse toplum tarafından kolay anlaşılır ve uygulanabilir hale getirilmelidir.
-Vergi kayıp ve kaçağını azaltabilmek için vergi oranları ödenebilir seviyelere çekilmelidir.
-Tüm vergi kanunları gözden geçirilerek vergi indirim, muafiyet ve istisnaları asgari düzeye indirilmelidir.
-En önemlisi de, ülkemiz vergi sistemi çağdaş normlara dayandırılarak gelişmiş ülkelerle uyumlu hale getirilmelidir.
Sonuç olarak vergi sistemi, Anayasanın “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” şeklindeki 73 üncü Maddesine ve Maliyenin “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliyet politikasının temel amacıdır” ilkelerine uygun hale getirilmelidir.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 7220 defa okunmuştur .


9 Mayıs 2016 Pazartesi

İLETİŞİMDEKİ GELİŞMELER

Teknoloji sınırları zorluyor ve buna bağlı olarak haberleşme ile veri iletim teknolojileri gelişiyor…



 nsanlar günümüze kadar değişik yollar kullanarak diğer insanlarla iletişim kurmaya çalışmıştır. Bu ihtiyaçta iletişimde sürekli gelişmeyi zorunlu kılmıştır.
İletişim; İnsanlar arasında, duygu, düşünce, bilgi ve haberlerin, akla gelebilecek her türlü biçim ve yolla kişiden kişiye karşılıklı olarak aktarılmasıdır. Başka bir deyişle (haberleşme), bilgilerin bir kaynaktan diğerine güvenli hatasız ve hızlı bir biçimde iletilmesidir.  İletişim, toplumsal bir varlık olan insan yaşantısının kaçınılmaz ve önemli bir boyutunu oluşturur. İşaretler, dilin gelişimi, yazının icadı, baskı makinesinin icadı, kitle iletişim araçlarının gelişmesi, iletişimin aşamaları olarak kabul ediliyor. Teknolojik gelişimin tabii sonucu olarak gelişen ve elektronikleşen iletişim araçları, iletişime sürat ve kolaylık sağlamakla kalmamış; aynı zamanda iletişimi, kitle iletişimineçevirmiştir. 
Haberleşme sistemlerinde meydana gelen gelişmeler; kullanılan malzeme ve elemanlarda meydana gelen gelişmeler, haberleşme yöntemlerinde meydana gelen gelişmeler, haberleşme ortamında (uydu-fiber) meydana gelen gelişmeler olarak belirtilebilir.




Dumanla haberleşme, ağaçlara vurarak haberleşme, güvercin eğiterek haberleşme, ulakla haberleşme, telgrafla haberleşme, çevirmeli telefonla haberleşme eski tarihlerde kullanılan haberleşme ve iletişim araçlarıydı.  Haberleşme yani iletişim için günümüzde mektup, telgraf, telefon, radyo, faks, televizyon ve internet kullanılıyor. Ancak teknolojinin gelişmesiyle radyo, mektup, telgraf ve faks kullanılsa da eskisi gibi yoğun kullanılmıyor. 
Telefon ve telgraf telleriyle başlayan ve radyonun bulunmasıyla büyük bir gelişme sağlayan haberleşme, son senelerde telefon ve internet haberleşmede kullanılan en hızlı ve tasarruflu iki araç olarak öne çıkıyor. İnternetin gelişmesiyle birlikte artık bütün işler internet üzerinden yapılıyor ve yeni nesil telefonlar sayesinde haberleşme oldukça kolay oluyor.  Nerede olursak olalım, cep telefonumuzda internet aracılığıyla haber sitelerine kolayca bağlanıp en son gelişmelerden haberdar olabiliyoruz. Artık yakınlarımızla internet üzerinden kolayca görüşebiliyoruz. Haberleşme sistemlerinin çağdaş uygulama alanlarında, bilgisayarlar çok önemli bir yer tutmaktadır. Bir başka deyişle bilgisayarlarda meydana gelen gelişmelerle, haberleşme alanında meydana gelen gelişmeler birbirini tamamlamaktadır.
Yeni nesil telefon ve bilgisayarlar hayatımızı kolaylaştırdı. Bu nimetlerden yararlanmak için telefon ve bilgisayarı kullanmayı iyi öğrenmemiz gerekiyor. Ben bilmem anlamam dememek sabırla ve inatla denemek gerekiyor. Öğrendikten sonra rahatlığını hayatınızı kolaylaştırdığını göreceksiniz.
İletişim araçları sadece telefon ve internet değil tabi ki. Haberleri izlemek ve gelişmeleri yakından takip etmek için televizyonunda etkisi oldukça büyük. Televizyon sayesinde olup bitenleri hızlı bir şekilde öğrenebiliyoruz. Ancak en büyük yardımcı olan iki araçtan birisi telefon diğeri ise internettir.
letişim araçları gün geçtikçe hızlanmış ve iletişimin daha kolay olmasını sağlamıştır. Teknolojinin gelişmesi ve ucuzlamasıyla, haberleşme sistemleri bütün dünyada yaygınlaşmış ve birçok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Fiber optik haberleşme, içinde bulunduğumuz bilgi çağının en önemli teknolojilerinden biridir. Amerika kıtasını baştan başa donatan, yakında Atlantik ve Pasifik’i de içine almak üzere giderek büyüyen fiber optik şebekesi, video, telefon ve bilgi iletişiminde bir devrim olarak nitelendirilmektedir. Optik cam fiberler, dünyanın hemen her yerinde telefon, kablo TV ve denizaltı iletim hatları gibi birçok uygulamada bakır kabloların yerini almaktadır. Değişik ışık renklerini harmanlayarak yüz binlerce telefon konuşması veya yüzlerce TV kanalı, aynı anda tek bir cam fiber boyunca yol alabiliyor. Sinyalleri almak ve aktarmak için en yeni teknik olan fiber optik, 10 milyon telefon konuşması veya 10 bin TV kanalının bir fiber üzerinde hareket etmesine imkan vermektedir.
Teknoloji sınırları zorluyor ve buna bağlı olarak haberleşme ile veri iletim teknolojileri gelişiyor. Günümüzde uzay teknolojisinin gelişmesine bağlı olarak iletişim teknolojisi sürekli gelişme göstermektedir. Uzay teknolojisi iletişim teknolojisine olumlu yönde etki etmektedir. En etkili İletişim araçları telefon ve internet iken en etkili ve yaygın kitle iletişim araçları ise İnternet ve televizyon ’dur.
 Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 7597 defa okunmuştur .


2 Mayıs 2016 Pazartesi

MİLLİ GELİR NEDİR, NASIL HESAPLANIR?

Bir ülkede belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin net parasal değeridir…











Bir ülkede yaşayan insanların refah düzeyini ölçmek, diğer ülkelerle kıyaslamak için kişi başına düşen milli gelirin belirlenmesi gerekir. Bu kıyaslama yapılırken karşılaştırılacak tüm ülkelerin kişi başı milli gelirleri aynı para birimine çevrilir.
Bir ekonomide belli bir döneme ilişkin safi milli hâsıla değerinden aynı dönemde, o ekonomide alınan dolaylı vergiler toplamının çıkartılmasıyla elde edilen tutar milli gelirdir. Bilimsel anlamda milli gelir bir ülkede belli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin net parasal değeridir. Ülkenin gayri safi milli hâsıla ve milli gelir değerlerinin toplam nüfusa bölünmesi ile kişi başına milli gelir değeri elde edilir.
Milli gelir ve kişi başına düşen millî gelirin ölçümü önemlidir. Millî gelir bir ülkenin ekonomik gücünü gösterir. Kişi başına düşen millî gelir ise bir ülkenin yurttaşlarının ortalama gelir düzeyi hakkında fikir verici bir göstergedir. Uluslararası karşılaştırmalarda milli gelir genellikle ABD doları ($) cinsinden belirtilir.
Milli Geliri Etkileyen Fonksiyonlar:
Tüketim Fonksiyonu: Birey için tüketim, aile fertlerinin gereksinim duydukları mal ve hizmetlerin satın alımı için yaptıkları harcamaların toplamıdır.
Tasarruf Fonksiyonu: Elde edilen toplam gelirden ihtiyaçlar karşılandıktan sonra kalan miktara tasarruf denir.
Yatırım Fonksiyonu: Yatırım, ekonomide belirli bir dönemde üretimde kullanılacak malzeme ve unsurların artırılmasına denir.
Mili Gelirin Hesaplanması: Üretim faaliyetleri sonucunda elde edilen gelirin hesaplanması işini Türkiye İstatistik Kurumu piyasadan aldığı fiyatlara göre hesaplar. Yapılan hesaplamalardan % 100 doğru sonuç yerine yaklaşık sonuçlar elde edilir. Elde edilen sonuçlar önemlidir. Üretici, tüketici ve devlet yaklaşık olarak hesaplanan sonuçlara göre, yatırım faaliyetlerine yön verirler. Hesaplamalarda farklı yöntemler tercih edilebilir.
Kullanılan hesaplama yöntemleri; üretim, gelir ve harcama yöntemi olmak üzere üçe ayrılır.
Üretim Yöntemiyle Milli Gelirin Hesabı: Bu yöntemin hareket noktası, bir ülkede bir yılda üretilen mal ve hizmetlerin parasal değerlerinin hesaplanmasıdır. Bu mal ve hizmetlerin fiyatları, o yılın piyasalarından elde edilir. Hesaplamayı aşağıdaki gibi formüle edebiliriz;
Tarımsal Üretim + Sanayi Üretimi + Hizmet Üretimi = Brüt Milli Gelir (Gayri Safi Milli Hâsıla)
Gayri Safi Milli Hâsıla (+) veya (-) Dış Ticaret Farkı Gelir veya Gideri = Gayri Safi Yurt İçi Hasıla
Gayri Safi Milli Gelir – Amortismanlar = Safi Milli Hasıla (Net Milli Gelir)
Safi Milli Hasıla – Dolaylı Vergiler = Milli Gelir Elde edilir.
Gelir Yöntemiyle Milli Gelirin Hesabı: Bu yöntemde belirli bir dönemde üretim faktörlerinin üretimden aldığı paylar toplanır. 
Ücret Gelirleri + Kira Gelirleri + Faiz Gelirlere + Elde Edilen Karlar = Milli Gelir
Bulanan milli gelire sırası ile vergiler, yıpranma payları ve ithalat–ihracat farkları ilave edildiği zaman gayri safi milli hâsıla rakamına ulaşılır.
Harcama Yöntemiyle Milli Gelir Hesabı: Ülkede her kesimin yaptığı harcamalar toplamı belirlenerek hesaplanır.
Özel Kesim Harcamaları + Kamu Kesimi Harcamaları + Yatırım Harcamaları = GSMH
Milli Gelirin Üretim Faktörleri Arasında Dağılımı: Milli gelir, üretim faktörlerini elinde bulunduranlar arasında rant, ücret, faiz ve kâr olarak paylaştırılır. Üretim faktörlerinin paylaşımı ekonominin genel yapısına ve uygulanan politikalara bağlı olarak farklı oranlarda gerçekleşir. Elde edilen üretim faktörleri aldığı paylar:
Tabiat (toprak, arazi); Rant
Emek; ücret
Sermaye; faiz
Girişimci; kar

Ülkelerin milli gelir dağılımı, bölgeler arasındaki coğrafi farklılıklarla yakından ilgilidir. Doğal kaynakları, doğa özellikleri, iklim gibi nedenler bölgenin gelişmesini etkilemektedir. Gelişmemiş bölgeler milli gelirden daha düşük pay almaktadırlar. Üretim faktörlerinden alınan payın mümkün olduğu kadar eşitlenebilmesi için geri kalmış yörelerin yatırım teşvikleri, sübvansiyonlar (destekleme alımları), vergi politikaları ve özel kalkınma programları ile desteklenmesi gereklidir.










Milli Gelirin ölçülürken;
-Dolar cinsinden millî gelir ve  kişi başına milli gelir değerleri, yerel para birimi cinsinden reel milli gelire ve kişi başına reel gelire göre büyük değişkenlik gösterebilir.
-Ülkelerarası gelir karşılaştırmalarında satınalma gücü paritesine göre hesaplanan gelir rakamları kullanılması yaygınlaşmıştır. Satın alma gücü paritesine göre belirlenen döviz kurunda ülkelerarası iç fiyat farklılıkları ortadan kaldırılır.
-Üretilen malların kalitesinde iyileştirmeleri ölçmek ve milli gelire dâhil etmek kolay değildir.
-Ev halkı bazı üretimi kendisi için yaptığından ve bunlar piyasada işlem görmemektedir.
-Gelişmekte olan ülkelerde, vergi vermemek ya da az vergi vermek için, üretilen mal ve hizmetlerin değerinin olduğundan daha az gösterilmesi veya hiç gösterilmemesi eğilimi oldukça yüksektir.
Bu yazı habergzt.com.'da yayımlanmış olup 15199 defa okunmuştur .

25 Nisan 2016 Pazartesi

KREDİ DERECELENDİRİLMESİ NEDİR, NİÇİN YAPILIR, GEREKLİ MİDİR?

Devletler büyüme sürecinde ihtiyaç duyduğu yabancı finansal sermayeyi çekmeye çalışırlar, yabancı sermayenin de, başka bir ülkede yatırım yapması için o ülkeye yönelik güven duyması gerekir…










Kredi derecelendirmesi veya kredi değerlendirmesi, bir kişi, şirket veya hatta bir ülkenin kredi itibarının belirlenmesidir. Başka bir deyişle, Kredi derecelendirmesi; bir kişi, kurum veya ülkenin tüm finansal, ekonomik ve mali yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getirme kapasitesini belirleme, inceleme ve  analizleri ifade ediyor.  Bir devlet, finansal kuruluş, şirket veya ihraç edilen bir finansal varlık derecelendirmeye esas olabilir. Kredi değerlendirmesi, borç veren veya yatırımcı için, o borcun geri ödenme ihtimalini belirlemek için yapılır.
Kredi dereceleri büyük ölçüde borç yatırım araçlarından birine yatırım yapan yatırımcılar tarafından yatırımlarının kredi değerliliğini ölçme sürecinde kullanılır. Kolay anlaşılması için sembollerle ifade edilmektedir.(AAA-BB gibi) Tahvil ihraç etmek isteyen borçlu için kredi derecelendirme bir zorunluluktur. Kredi dereceleri şirketlerin ve hükumetlerin sermaye piyasalarından fon bulabilmelerinde önemli rol oynarlar. Bankadan kredi kullanmak yerine tahvil ihraç etmek suretiyle doğrudan yatırımcılardan borç almak isteyen devletler ve şirketler kredi dereceleri sayesinde bu ihraçlarına talepte bulunan yatırımcılara kendi kredi değerlilikleri hakkında bilgi sağlamış olur. Kredi derecelerinin varlığı sayesinde devletler ve belediyeler kamu projeleri için, şirketler büyüme ve araştırma-geliştirme faaliyetleri için piyasalardan fon sağlama imkanına kavuşurlar.
Yatırımcılar çoğunlukla yatırım kararı alırken ve finansal değerlerini yönetirken kredi riskini değerlemek ve farklı ihraççıları ve farklı borçları karşılaştırırlarken kredi derecelerini kullanır. Kredi dereceleri yatırımcılara aldıkları risk konusunda önemli bir bilgi kaynağı oluşturur. Derecelendirmeler, kredi riskini değerlendirme konusunda uzmanlaşmış kredi derecelendirme kuruluşları tarafından yapılır. Günümüzde çok sayıda kredi derecelendirme kuruluşu olmasına rağmen Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch Ratings sektörde öne çıkan kuruluşlardır. Bu üç büyük kredi derecelendirme kuruluşu piyasaları ve ülkeleri olumlu ya da olumsuz etkileyebilme gücüne de sahip, bu durum zaman zaman finans sektöründe sert eleştirilere neden oluyor.
















Devletler büyüme sürecinde ihtiyaç duyduğu yabancı finansal sermayeyi çekmeye çalışırlar, yabancı sermayenin de, başka bir ülkede yatırım yapması için o ülkeye yönelik güven duyması gerekir. İşte bu güven ilişkisinin kurulabilmesi için, ülke ekonomilerinin borçlarını geri ödeyebilme kapasitelerine ilişkin yatırımcıların bilgi edinebileceği küresel göstergelere ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle, “kredi derecelendirme” önem kazanıyor. Bu konuda zorunluk yok. Ancak hiçbir şirket veya ülke yatırım konusunda risk almak istemediğinden yatırım yapılacak ülke veya şirketlerin değerlendirmeye tabi tutulmaları gayri ihtiyari oluyor. Artık kolay finansal kaynak bulmak için ülke ve şirketler kredi değerlendirmelerini kendileri yaptırıyor. Ülkelerin kredi derecelendirmesi, bir ülkedeki yatırım ortamının risk seviyesini ifade ediyor.
Kuruluşların derecelendirmelerde kredi riskinin göreceli seviyesine dair görüşleri genelde harfler yardımıyla (örneğin AAA’dan D’ye kadar) ifade ediliyor.


Standard & Poor’s, ülkelere yönelik kredi derecelendirme yönteminde temel belirleyici unsur olarak “politik ve ekonomik riskleri” kullanıyor. Ekonomik riskler ise, “Ekonomik yapı, demografik yapı, zenginlik ve ekonomik büyüme olanakları hususundaki risklerdir.”
 Kredi derecelendirme kuruluşları, bir ülke ekonomisi için kredi notu verdikten sonra periyodik olarak düzenledikleri raporlarla ülke ekonomisi hakkında görüşlerini açıklarlar. Bu raporlarda ülkenin kısa dönem makro ekonomik durumuna ilişkin görünümler ilan ederler. Görünümler, 1-2 yıl içerisinde kredi notunun olası değişme yönünü belirtir. Bu görünümler, "pozitif", "durağan", "negatif", "gelişen" şeklinde olabilir ve notun yanına parantez içinde yazılır.
Kredi derecelendirmesi, bir ülkenin kredilendirilebilmesine dair bilgi veriyor ve uluslararası yatırımcıya yol gösteriyor. Derecelendirme kuruluşlarının ileriye dönük görüşleri, bir ülkede uzun veya kısa vadeli yatırım ve iş kararları vermekte olan yatırımcıları yönlendiriyor. Bu kuruluşların kredi notları, bir ülkeye yatırım yapacak sermaye için baraj niteliği taşıdığı için önemli. Bazı yabancı fonlar bir ülkeye yatırım yapacakları zaman kendi iç işleyişleri gereği o ülkenin kredi notuna dikkat ediyorlar. Genelde bu iç işleyişe göre bir ülkeye yatırım yapılabilmesi için kredi notunun en az BBB-/Baa3 (yatırım yapılabilir seviyesi) olması gerekiyor.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 6958 defa okunmuştur .


18 Nisan 2016 Pazartesi

İNTERNET DOLANDIRICILARINA DİKKAT!

İnternetten işlemler hayatımızı kolaylaştırırken birçok riski de beraberinde getirdi. İnternet dolandırıcıları kullanıcıları tedirgin ediyor…









İnternet artık hayatımıza iyiden iyiye girdi. Neredeyse onsuz yapamaz hale geldik. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de İnternet kullanıcı sayısı hızla arttı. İnternet sayesinde birçok işlem kolaylaştı. Bunun yanı sıra eğer dikkatli olmazsak birçok tehlikeyi de barındırıyor.
Akıllı telefonlar ve tabletler yaygınlaşınca İnternet kullanıcı sayısında patlama oldu. Buna bağlı olarak İnternetten çoğu işimizi halledebilir hale geldik. Gün geçtikçe yeni yeni hizmetlerde devreye giriyor. e-devlet'ten tüm kamu kuruluşlarıyla ilgili çoğu işleri, bankacılık işlemlerini, kargo takip, sipariş, araç almak için araştırma, fatura ödenmesi, vergi işlemleri, sigorta işlemleri vs. vs., elimizin altında dünya çapında ticaret, medyayı takip daha saymakla bitiremeyeceğimiz işler. Bunun yanında sosyal medya, işte hepimiz için koca bir sanal âlem, kendine güvenebildiğin ölçüde gez gezebildiğin kadar. 
İnternetten işlemler hayatımızı kolaylaştırırken birçok riski de beraberinde getirdi. İnternet dolandırıcıları kullanıcıları tedirgin ediyor. Dolandırıcılar, oturduğu yerden hareketle, sistem açıklarından veya insanların gafından, boş bulunmasından ya da saflığından yararlanıp insanların hesaplarına müdahale edip haklarını gasp ediyorlar. E-ticaret yapan kurum ve kuruluşlar her geçen gün güvenlik önlemlerini artırmakta olsa da, dolandırıcılar yine bir yolunu bulup akla hayale gelmeyen metotlarla insanları soymaya devem ediyorlar.
Dolandırıcılara karşı İnternetten yapacağınız işlemlerde çok dikkatli olmanız gerekiyor. Evet, İnternet hayatımızı çok kolaylaştırdı. Resmi Dairelerde, bankalarda sıra beklemiyoruz. Anında işlemlerimizi gerçekleştiriyoruz. Ancak işlerimizi gerçekleştirirken biraz dikkat, biraz daha uyanık olmak, sahtekarlara prim vermememizi sağlıyor.
Dolandırıcılara karşı alınacak tedbirler;
-Bilmediğiniz ve güvenliğinden emin olmadığınız sitelerden kesinlikle alış veriş yapmayın,
-Bankanızın çağrı merkezi telefonunu telefonunuza kayıt edin. Bankanızdan arandığında kayıtlı telefondan arandığından emin olmanızı sağlar. Yine de telefonla bankadan aradığını söyleyen her kişiye kişisel verileri vermeyin, hele hele İnternet veya kart şifrenizi veya telefonunuza gelen güvenlik şifresini hiç vermeyin,
-İnternet Bankacılığı kullanıyorsanız, kredi kartınızı İnternetten ve telefonla alışverişe kısıtlayın, gerek duyduğunuzda kısıtı kaldırın, bunu kendinizin yapma imkanınız yoksa bankanız çağrı merkezini arayarak isteyin, ayrıca kredi kartınızdan alış veriş yapıldığında limite bağlı SMS mesajı isteyin,
-Sigorta şirketlerinde aradığını söyleyenlere itibar etmeyin, bilmediğiniz sigorta şirketine İnternet üzerinden sigorta yaptırmayın, sigortacınıza otomatik yenileme talimatı vermeyin,
-Resmi olmayan bahis sitelerine itibar etmeyin,
-Truva atı adı verilen programlar bilgisayarınıza yüklenirse güvenlik önlemlerinizi etkisiz hale getirebilirler, böylece dolandırıcılar sizin haberiniz olmadan bilgisayarınıza girip kişisel bilgilerinizi çalabilir. Bilmediğiniz kişi veya kuruluşlardan gelen mailleri açmayın,
-Bilgisayarınız risk altında! Korunmak için hemen buraya tıklayın”, gibi mesajlara itibar etmeyin ve tıklamayın,
-Forumlar, sosyal paylaşım siteleri, cinsel içerikli siteler ve kaynağı belli olmayan bilgisayar programları sunan web sayfaları, sahtekarların değerli bilgilerinizi elde etmeye ve bilgisayarınıza casus yazılımlar yüklemeye çalışabileceği yerlerdir. Zararlı yazılımlar genellikle yemek, oyun, erotik vb. sitelere yerleştirildiğinden bu gibi sitelerden ve bilmediğiniz sitelerden uzak durun veya antivirüs programı kullanın,
-Kredi kartınızla alış veriş yapıyorsanız, güvenlik numarası son kullanma tarihi ve kredi kartı numarasını kolayca elde ettiklerinden fazladan kredi kartınızdan taksit çekilebileceğini göz önüne alarak, her ay ekstrenizi muhakkak kontrol edin,
-Ciddi telefon ücretleriyle karşı karşıya kalmamanız için telefonunuza gelen her mesaja itibar etmeyin,
-Dolandırıcılar İnternet sayfasını birebir aynı yapabiliyorlar, İnternet açılış sayfanıza bankanız, işlem yaptığınız kuruluş veya şirketlerin İnternet sitelerinden eminseniz adreslerini kayıt, edin (Yer işaretlerine-Sık kullanılan) kullanırken buradan açın,
-Sipariş ürünler kapımıza geldiğinde hayal kırıklığına uğrayıp, kredi kart bilgilerinizin güvensiz ellere geçmesini istemiyorsanız, telefonla veya bilmediğiniz İnternet sitelerinden ürün satmak isteyenlere itibar edilmeyin,
-Hesap bilgilerimizin hackerlerın eline geçmesini engellemek için, İnternet bankacılığı işlemlerinizi mecbur kalmadıkça kişisel bilgisayarınızdan yapın,
-Zararlı yazılımlara karşı her zaman güncel antivirüs programları kullanın,
-İnternet üzerinden araç veya emlak alımında, alınacak metayı görene kadar avans dahil satıcının hesabına para yatırmayın,
-Durduk yerde kim hediye verir, bu itibarla hediye kazandınız, para kazandınız şeklindeki mesajlara veya maillere itibar etmeyin,
-Facebook, Twitter vb. sosyal ağlara üyelik yaparken kişisel bilgilerinizin kesinlikle yazmayın, bilmediğiniz kişilerin arkadaşlık isteğini kabul etmeyin, TC kimlik numaranızı kesinlikle yazmayın,
-İnternet'ten iş ararken iş bulma sitelerine dikkat edin, sahte olup olmadığını araştırın,
Bu yazı habergzt.com.'da yayımlanmış olup 6791 defa okunmuştur .

11 Nisan 2016 Pazartesi

OECD NE AMAÇLA, NASIL KURULDU, BU TEŞKİLATTA ÜLKEMİZİN YERİ NEDİR?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)  esas itibariyle, ekonomik konularda uzmanlaşmış hükumetler arası bir istişare kuruluşu görünümündedir…












Dünya ekonomisinin yaklaşık dörtte üçüne sahip ülkelerin oluşturduğu OECD hakkında önemine binaen hemen hemen her gün bir haber işitmektesinizdir. İşte kulaklarımızın aşina olduğu OECD, nedir? Ne zaman nasıl kuruldu? Hangi ülkeler kurmuş ve teşkilatın üyesidir? Amacı nedir? Hangi konularda ne tür çalışmalar yapmaktadır? Ülkemizin bu teşkilatta yeri nedir? Tüm bunların cevabını sizler için araştırıp, özetledik.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı veya kısaca OECD (Organization for Economic Cooperation and Development), İkinci Dünya Savaşından sonra oluşturulan batı kuruluşları sisteminin bir parçası olarak ihdas edilmiştir. 1947-1960 yılları arasında faaliyette bulunan Avrupa Ekonomi İşbirliği Teşkilatı’nın (OEEC) işlevini tamamlaması üzerine, onun yerine ve daha geniş bir görev tanımı çerçevesinde 14 Aralık 1960  tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi'ne dayanılarak,9961'de  kurulmuştur. OECD ülkelerinin hemen hemen hepsi sanayileşip zengin olmuş ülkelerdir.
Teşkilatın amacı;  (a) Üye ülkelerde, yüksek istihdam ve mali istikrar içinde büyümeye katkıda bulunmak, (b) Daha az gelişmiş durumdaki üye ya da üye olmayan ülkelere kalkınmalarında yardımcı olmak, (c) Dünya ticaretinin çok yanlı olarak ve ayırım gözetmeme ilkesine dayanarak gelişmesine katkıda bulunmak olarak özetlenebilir. 
OECD’nin 20 kurucu üyesi bulunmaktadır. Bunlar; 1-ABD, 2- Avusturya, 3- Kanada, 4- Fransa, 5-Hollanda, 6-Lüksemburg, 7-Almanya, 8-İtalya, 9-İngiltere, 10-Belçika, 11-Danimarka, 12-İrlanda, 13-Yunanistan, 14-İsviçre, 15-İsveç, 16-İspanya, 17-İzlanda, 18-Norveç, 19-Portekiz ve 20-Türkiye. Bu ülkelere ek olarak, ilerleyen yıllarda, 21-Japonya, 22-Finlandiya, 23-Avustralya, 24-Güney Kore, 25-Meksika ve 26-Yeni Zelanda “üye” olarak teşkilata katılmışlardır.1990’lı yılların başında Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında 27-Polonya, 28-Macaristan, 29-Çek Cumhuriyeti ile 30-Slovakya da teşkilata “üye” olarak kabul edilmişlerdir. Daha sonra 31-Estonya, 32-İsrail, 33-Slovenya ve 34-Şili 2010 yılı içinde üye olarak teşkilata katılmıştır. 
Kolombiya, Kosta Rika, Letonya ve Litvanya ile üyelik müzakereleri devam etmektedir. Rusya Federasyonu ile üyelik müzakereleri süreci 2014 Mart ayında askıya alınmıştır. Hâlihazırda, Teşkilatın 34 üyesi bulunmaktadır. OECD’nin tüm üye ülkelerin temsilcilerinden oluşan bir konseyi vardır. Ayrıca konseyin 14 üyesinin temsilcilerin­den meydana gelen yürütme komitesi ikin­ci organıdır. Teşkilatın içerisinde oluşturulan "Üye Olmayan Ülkelerle İşbirliği Merkezi" bu doğrultuda bir çok üye olmayan ülke ve çeşitli bölgelerle ilgili çalışmalar yapmaktadır.
OECD esas itibariyle, ekonomik konularda uzmanlaşmış hükümetler arası bir istişare kuruluşu görünümündedir. Çalışmaların çoğu, sayıları 200’den fazla olan uzmanlık komiteleri ve alt komiteler tarafından yürütülür. OECD toplantılarında dünya ekonomisindeki gelişmeler ve üye ülkelerin ekonomik durumları gözden geçirilir, raporlar yayınlanır. OECD’nin üye ülkeler hakkında genel veya tematik bazda periyodik olarak hazırladığı raporların amacı, o ülke ekonomisinin veya belli bir alanda ülkenin içinde bulunduğu şartların objektif resminin çekilmesi ve çözümlerin gösterilmesidir. Özellikle ekonomik analizler ve istatistikler konusunda OECD bir referans kuruluş olarak kabul edilmekte, IMF ve Dünya Bankası gibi örgütler bu çalışmaları kendi faaliyetleri için temel almaktadırlar. Dünya ekonomisinin yaklaşık dörtte üçünü üreten ülkelerin forumu olan OECD, yaklaşımları ve faaliyetleri ile dünya ekonomisindeki gidişatı hakkında sürekli değerlendirmeler yapan ve tavsiyelerde bulunan bir uluslararası kuruluştur. 
Türkiye, OECD’nin kurucu 20 üyesinden biridir.1960’tan 1980’li yıllara kadar geçen süre zarfında “Türkiye’ye Yardım Konsorsiyumu” nun çalışmaları üzerinde yoğunlaşmıştır. Konsorsiyumun yanı sıra diğer bir çalışma da 17 Mayıs 1978 tarihinde ülkemizin artan dış borçlarının daha iyi yönetilmesinin sağlanması için oluşturulan “Türkiye’nin Dış Borçları Çalışma Grubu” nun faaliyetleri olmuştur. 1980’li yılların ortalarından 2000 yılına kadar ülkemizin OECD’ye olan ilgisinde de bir azalma olmuştur. 2000’lerden itibaren ise, OECD’yle olan ilişkilerimizde tekrar bir canlanma kaydedilmeye başlanmıştır. Türkiye diğer üyeler gibi OECD'nin program, politika ve önceliklerinin oluşturulmasına katkıda bulunmaktadır. Bugün ülkemiz dünya ve özellikle batı ekonomileriyle bütünleşme yolunda önemli mesafeler kat etmiş durumdadır. Ülkemizin ana hedeflerinden biri, serbest piyasa ve rekabet ilkeleri doğrultusunda söz konusu dışa açılış ve bütünleşme sürecini hızlandırmaktır. Bu yaklaşımın ışığında, OECD üyeliğimizin değeri daha da önem kazanmaktadır.
Ülkelerin kişi başına milli gelir hesaplamalarına göre belirlenen OECD Bütçesinin yarısı ABD ve Japonya tarafından karşılanmaktadır Türkiye’nin OECD’nin zorunlu Genel Bütçesine (Part-I) 2015 yılında yaptığı katkı payının oranı %1.79’dur. 2015 yılında “Part I” katkı payımız yaklaşık 3.5 milyon Avro olarak ödenmiştir.
OECD bünyesinde iki önemli kuruluş bulunmaktadır. Uluslararası Enerji Ajansı (UEA) ve Nükleer Enerji Ajansı (NEA). OECD bünyesinde ayrıca, çevre kirliliği, enerji problemleri, dünya para sistemi, sermaye  hareketleri, ticaretin serbestleştirilmesi, bilim ve eğitim, sanayi, insan gücü ve istihdam gibi konularda çalışmalar yapmak ve çeşitli ortak politikalar belirlemek için kurulan çeşitli komiteler vardır.
Bu yazı habergzt.com'da yayımlanmış olup 7976 defa okunmuştur .

ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERİN PETROLE ETKİSİ

Her şeye rağmen yakın gelecekte petrol yakıtlı araçların pazar payının önemli bir kısmına elektrikli araç sektörü sahip olacak… İlk el...